FERHAT UÇAK

 

     Ferhat arkadaşı ilk tanıdığım günlerde aslında adını sıkça unutuyordum. Sonra dedim; yaw bunun adını unutmamak için ne yapim? Sonunda "Uçak" soyadı sayesinde adını bi daha unutmadım :) Ferhat, genellikle arka sıralarda oturur ; arkada bizim mekana yolu düşerse de muhabbet koyu olur :) Ferhat'ın yaptığı espriler her zaman kaliteli olmuştur. Kendisi, özellikle de hocalar hakkında yorumlar yapmayı, hocaları değerlendirmeyi çok sever. Soğukkanlı ve ağırbaşlı olmasına karşın renkli bir kişiliğe sahiptir. Hafif de karizmatiktir hani :) Kendine has bir saç stili ve siyah-koyu renkli kıyafetleri ile özel bir karizması vardır :) Çektiğimiz fotoların artis kahramanlarından olduğunu da unutmayalım... :)

                                               Cevdet'ten Ferhat'a

 

       Selam olsun Ferhat Uçak'a;

       Seninle nasıl ve ne şekilde karşılaştığımızı ve tanıştığımızı inan ki hatırlayamadım şimdi. Senin de pek hatırlayacağını sanmıyorum.

       Neyse, tanışalı nerden baksan 4 sene oldu ve bu dört sene içinde beraber birçok şeyi paylaştık. Hani derler ya "yıllar insana bişeyler katar, insan biraz yontulur yıllar geçtikçe" ama sen hep aynı ferhat olarak kaldın benim nazarımda. Yontulmadın hiç, hep aynı kaldın.

        Bu geçen dört yılda neler yapmadık ki... Ders çıkışı koştura koştura Bakırköy-Beyazıd otobüsüne yatişmeye çalıştık. Bazen yer bulup oturur, ben uyuma numarası yapar, sen de İstanbul'a yeni gelmiş tipler gibi aval aval camdan dışarı bakardın. Sana bir itirafta bulunmak isterim zamanı gelmişken... Ben hakkaten uyurdum otobüste, numara değildi tüm olanlar. Kekledim seni aylarca. Sonra sizin evde yazın bütünlemelere çalıştık harıl harıl. Maliyet bütünlemesinden önce eyes wide shut'ı seyrettik. Bayağı kafamız karışmıştı. Belki de sen bu sebepten kaldın Maliyetten. Truman Show'u seyrettik Pazarlama bütünlemesinden önce, ama sen o dersten geçmiş, bense kalmıştım. Ama bütünlemede ben de geçtim.

        Daha sonraları sen tavada pilav yaptın. Ben de pilavdan soğumamın tek nedeni olarak düşündüğüm o pilavı yedim. Daha yeni yeni pilavla aram iyileşmeye başladı.

       Ama bana faydan da dokunmadı değil. Senin sayende Niksar Ayvaz suyuyla tanıştım. Ayvaz suyunun mineral yapısını ilk senden dinledim. Ülkemin en yumuşak suyu olduğunu bana aldığın o ilk 500 ml'lik küçük pet şişeyi içtiğimde anladım. O suyun tadını hala unutamam. Bazen susadığımda saatlerce Niksar Ayvaz suyu aradığım oldu. Sonunda bulunca çölde klima bulmuş bir insan kadar sevindim.

         Daha sonraları seninle Dart'-mıydı neydi adını şimdi unuttum- (hani ok atılıyo ya, işte o oyun) oynamaya başladık. Sen pek kuvvetsiz atardın, saplanmazdı bi türlü attıkların. Her seferinde seni darmadağın ederdim, ama sen bıkmazdın tokatlanmaya. Tuttururdun illa bi daha oynayalım diye.

          Dur bakalım daha neler geçecek başımızdan...

          Daha önümüzde uzun yıllar var...

                                                                                      Onur Aydın

 

    Sevgili Ferhat,

    Genelde yıllık yazıları “seninle şurada, şu zaman, şöyle tanışmıştık” diye başlar. Ama ben seninle ne zaman ve nerede tanıştığımı hatırlayamadım. Ama hatırladığım ve hatırlayacağım seninle dört yıl boyunca yaşadıklarımız ve bundan sonra yaşayacak olduklarımız.

    Seninle dört yıl boyunca neleri paylaşmadık ki. Sanırım ilk birlikteliğimiz dil kursuna beraber gitmemiz oldu. Ders çıkışı koştura koştura –o soğuklarda- az mı Bakırköy otobüsü bekledik Beyazıt’da. Otobüste oturduysak ya uyuma numarası yaptık ya da İstanbul’a yeni gelmiş insanlar gibi camdan dışarı şaşkın şaşkın baktık bizden yaşça büyük amca ve teyzelere yer vermemek için (bunu yüzüm kızararak yazıyorum). Ama sana burada itiraf edeyim ki benimkiler numara değildi, ben hakikaten uyuyordum otobüste.

    2.sınıfta bütünleme dönemi unutamayacağım dönemlerden biridir beraber geçirdiğimiz. Dışarısı cayır cayır yanarken, Çapa’nın hatta İstanbul’un en serin evinde, senin evinde, pazarlama, maliyet muhasebesi vs. dersler çalıştık (daha fazla ders yazmayayım), kafa karıştırıcı filmler seyrettik. Ben tüm derslerden geçmiştim ama sen Dursun Hocayla bağlarını koparmak istemedin o zamanlar.

    Kışın sobada kestane partileri yaptık sizin evde. İlk tavada yapılan pilavı senin elinden yedim. İlginçti yapılışı, tadı da. Bir hafta boyunca günde iki öğün soslu tavuk yemekten tavukların iskelet sistemini ezberlemiştik.

    Taksim’e gitmekten bıktığımız dönemlerde, Kabataş-Ortaköy hattı yürüyüşlerimiz oldu seninle. Bir keresinde İbrahim Amcaya yaşama sevinci ve teselli vermiştik. Denize karşı çayları yudumlamıştık.

    Senin futbol ve müzik konusundaki birikimlerini her zaman takdir etmişimdir. Hatta sana “futbol yazarı olsana!” demişliğim bile vardır.

    Ve artık okul bitiyor...

    Daha yazacak o kadar çok şey vardı ki. Ama yaşananlar bu yazıya çok zor dökülüyor.  Dökülse de pek ruhsuz oluyor. Bundan olsa gerek bu yazı bir son olmayacak dostluğumuzda. Daha uzun yıllar tartışacağız, güleceğiz. Az geldi bu dört sene. Ama ömür dört sene değil ki!

        ONUR AYDIN (2.yazısı)

 

    Sene 1998 ılık bir sonbahar mevsimi tanıştık biz FERRO’yla... Tabi; ben o zamanlardan anlamıştım onun nasıl cana yakın nasıl canı gönül nasıl böyle iyi bir dost olduğunu.

    Şimdi okul olayına, ortamına, muhatabına çok fazla (en azından benden fazla) takılan şahıslar şu soruyu sorabilirler; “sen okula pek uğramadın ki düdük! Nereden biliyon bu kadar?” ya da buna benzeyen sorular işte... biliyom kardeşim, ben her ne kadar okula pek uğramasam da uğradığım zamanlarda gözlerimin aradığı ender insanlardandır O.

    Sonra aradan yıllar geçti ki abartmayım üç yıl, sonra bir gün ben eve geldim, evet kışındı hatta... geldim oturdum evimde sıcak bir bardak çay içmeye başladım o da ne aklıma bir fikir geldi aradım ben bu kişiyi ve  dedim ki abi biz seninle beraber ev tutak mı dedim o da tabi kırmadı beni ve biz beraber kalmaya başladık yani kısacası biz birlikte yaşıyos Ferhat’la... mutluyuz da hem de çok...Ferhat dostum sağol sen bi denesin... haaa küçük bi de not yazacam BİR GÜN BEN DE MEZUN OLACAM ULEN...

    Okulun en anlamsız en ruhsal çöküntülüsü.

        TANER AKDAŞ

 

    Okulun ilk günüydü. İşleme bölümü burası di mi diye sordu ve soruş o soruş. Dört yıldır devam eden ve hiç sekteye uğramadan, hiç bozulmadan süren arkadaşlığımızın başlangıç noktasıydı. Sen gerçek dostlarımdan birisin ancak diğerlerinden bir farkın var. içlerindeki en uyumlu olanı, ortama en çabuk uyum sağlayanı, her konuda sohbet edilebileni sensin. Sakin tavırları ve akılcı kararlarıyla büyük beğeni kazanmıştır. Çok da enteresan yönleri vardır. Günde bir öğün yiyerek besin ihtiyacını karşılayabilir, günde dört saat uyuyarak uyku ihtiyacını karşılayabilir, yılın en soğuk günlerinde bile tek gömlekle dolaşabilir. Spora ve Beşiktaş’a olan tutkusunu hayatta hiçbir şeye değişmez. Beşiktaş’ın önemli bir maçı varsa bırakın ablasının nikahını kendi nikahını bile terk edecek kadar gözü karadır.

    Derslerine devamında ve sınavlardaki başarılarında çok istikrarsız bir tablo çizmiş olsa da iş hayatında çok başarılı olacağının sinyallerini vermiştir.

    Hayatının geri kalan kısmında dostluğumuzun ve arkadaşlığımızın devam etmesi dileğiyle...

        İBRAHİM KOÇAK

 

    Bir sene aynı sokakta oturduk ama hiç karşılaşmadık ve komşu olduğumuzu sene sonunda öğrendik. Aslında çok da ilginç değil. Çünkü sen de benim gibi zaman üstü yaşıyorsun. Çok iyi bir olay hep böyle devam et. Belki kızarsın ama önemli değil, şunu söyleyeyim “abi Denizlililer çok ilginç insanlar”. Unutmadan, helal olsun delikanlı adamlarız. Biz bu okulda varken kimse Galatasaray bayrağı asamaz. Yapanlara ne olduğunu bilirsin. Süperiz olm biz, mükemmeliz. Neyse hadi bakalım.

    NOT: Biz accık gaba gonuşuruz.

        ÖMER TÜRKMEN

 

    Ya arkadaş keşke şu Beşiktaş bizim okuduğumuz dört sene şampiyon olsaydı da İnönü stadından hiç çıkmasaydık, her maçına gitseydik. Ama olmadı arkadaş napalım kısmet değilmiş. Seni o uzun saçlarınla,ben bıraktığımda “kes şunları” dediğin top sakalınla hatırlayacağım arkadaş. Ya keşke okulda biz de UniBJK taraftar kulübü kursaydık, ne güzel olurdu di mi? Seni sana emanet ederken, l hayata bir ömür boyu mutluluk dilerim.

        CİHAN ÖZBEK

 

    Kendisini okul hayatı boyunca pek tanıma fırsatı bulamadım. Ancak onun hakkında şunu söyleyebilirim ki bu dört yıl boyunca gerek kantinden almış olduğu gerekse dışarıdan getirdiği yiyecek ve içeceklerin çöplerini her zaman çöp kutularına atarak okul koridorlarını temiz tutmuş ve beni de zahmete sokmamıştır. Bu konuda kendisini hep takdir etmişimdir. Ne demişler temiz tut ki temiz bulasın.

    Sana bundan sonraki hayatında da temiz bir yaşam dilerim.

        Temizlik Görevlisi MUHİTTİN ABİ

 

    Böyle öğrencilik olmaz. Ne zaman okula gelse önce bana uğrar ve kağıtla kalem alırdı. Tabi bu davranışı bana ekonomik olarak katkıda bulunuyordu amma ve lakin bir üniversite öğrencisinin okula bir öğrenci gibi gelmesi lazım. Kalemini, silgisini, defterini, kitabını bir gece önceden hazır etmesi lazım. Ben onun elinde daha hiç defter neyin görmedim. Böyle bir adam sendecilik, vurdum duymazlık bir öğrenciye yakışmıyor. Bundan sonraki hayatında daha dikkatli davran. Valla iş hayatında büyük sıkıntı çekersin. El adamı öyle kolay çalıştırmıyor oğlum. Olmadı basıyor tekmeyi...

        İşportacı FATMA ABLA

 

    Kendisini ancak son bir yılda tanıma fırsatı buldum. Keşke daha önce tanıma fırsatım olsaydı. Onun her maçımıza geldiğini bilmek bizi daha bir motive ederdi. Tribündeki beyefendi tavırları ve kulağa her zaman hoş gelen sesiyle yaptığı tezahüratlarıyla örnek bir taraftar olmuştu. Sahaya adım attığım zaman gözlerim tribünlerde onu şöyle bir arardı, göremediğim zamanlarda da üzülür bir türlü maça ısınamazdım. Her zaman beni saha içerisinde sakin olmaya davet etmiş ama ben onu  dinlememiştim. Sonra anladım ki haklıydı, kaybeden ben oluyordum. Kore de bizleri destekleyemeyecek olman çok üzücü ama kalbinin hep bizimle atacak olduğunu bilmek çok güzel.

    Sana sınavlarında başarılar dilerim. Seneye Pascal da gelirse bizi hiç yalnız bırakmayacağını umuyorum. Gerçi Serdar’a biraz kırgın olduğunu biliyorum ama unut artık bu kırgınlıkları. Beyaz bir sayfa aç. Sevgilerimle...

        İLHAN MANSIZ

 

    Tanıştığımız günü ender hatırladığım dostlarımdan birisin. (3. sınıfın vize sınavlarının olduğu dönem). Hemşehrim olman bizi birbirimize yakınlaştırdı. Yüzünün güleç olması, kalbinin temiz olması ve adam gibi adam olman bizi birbirimize kilitledi.

    Derslerde yan yana oturup sevda yüklü duygularımı dinleyip, çözümler aramanı, derdime derman bulmak için verdiğin uğraşları, güleç yüzünü, yaptığın taklitleri, en önemlisi dostluğunu hiç mi hiç unutmayacağım...

    Burada seni ne kadar yazsam az. Ben seni yüreğimdeki asla silinmeyen duygu yazılarıyla yazdım. İleriki yaşantında hep gülmen dileğiyle başarı ve mutluluklar seninle olsun.

    Son olarak: “Yalvarırım şimdi git de Yıllar önce gel.”

        ERDOĞAN YÜCEL