Anasayfa  

Geri

 

İŞLETME BÖLÜMÜ - İNCİLER

                      

Okumadan önce uyarıyoruz : Bu bölümden maksimum faydayı sağlayabilmeniz için bizim bölümdeki elemanları tanımanız gerekir. Hele de burada geçen olaylara bir de tanık olmuşsanız, o zaman ne demek istediğimi gayet iyi anlıyorsunuz :)

 

 

1- Onur Aydın ve Cevdet Kızıl, mezuniyetleri sonrası aradan 1 yıl geçtikten sonra birgün yine tekrar Taksim'de buluşur ve eski günleri anarlar... Onur Aydın, mezun olduktan hemen sonra Kilim Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş.'de Merchandiser olarak göreve başlamıştır. Kendisi kısa sürede Avrupa Dış Ticaret Departmanı'nın başına getirilmiştir. Onur Aydın, aradan geçen 1 yıl içerisinde başından geçen ilginç olayları anlatırken özellikle bir olayı unutamadığını söyler...

Onur Aydın : Cevdet, birgün öyle bir olay oldu ki işyerinde belki de hayatım boyunca unutamayacağım.

Cevdet : Ne oldu Onur?

Onur Aydın : Abicim bizim iş yerinde Davut Usta diye bir ustamız var. Birgün İsveç'ten sipariş aldı bizim firma. Adamlar bana telefonda 15.000 adet ceket istediklerini söylediler. Ceketin nerelerinde kaç düğme olacak, dizaynı falan nasıl olacak, mal ne zaman teslim edilecek, tüm ayrıntılarını verdiler doğal olarak. Ben de Davut Usta'ya söyledim, hepsini anlattım. "Bu özelliklere göre ceket yap, bi tane yaptıktan sonra da örnek olarak bana getir" dedim. Davut Usta 8 saat sonra falan bana bi örnek getirdi. Ama ne göreyim?

Cevdet : Ne gördün?

Onur Aydın : Abicim bizim Davut Usta, adamlar 8 düğme isterken 6 düğme koymuş cekete, ayrıca rengi falan da farklı. Tabi doğal olarak biraz kızdım. Bu sefer aldım elime kağıt kalemi, büyük ve boş bir beyaz sayfaya ceketi çizdim. Düğmeleri nereye koyacağını da düğmeler etrafına kırmızı daireler çizerek gösterdim ki dikkatini çeksin unutmasın, tabi renk konusunda da uyardım. Bu sefer hata olmasın dedim.

Cevdet : Sonra ne oldu?

Onur Aydın : Benim de o günden sonra çok yoğun bir iş tempom vardı, bir iki hafta ilgilenemedim. İngilizlere de ticaret yapıyorduk ve onun tarihi daha yakındı. Bahsettiğim İsveçli müşterilerimiz için daha üç haftamız vardı. Herneyse, bizim İngilizlerle iş bittikten sonra Davut Usta'yı yanıma odama çağırdım. "Artık herhalde iki hafta içinde hazırlamışsındır" dedim. Davut Usta da bana : "Evet, yetiştirdim, ama çok zor oldu" dedi. Ben de tabi merak ettim... Hem iki hafta verdik, hem de hala zorlanıyor... Nasıl iş anlayamamıştım, çünkü bir örneği hazırlamak bu kadar uzun vakit almamalıydı, bu imkansızdı. Davut Usta'ya sordum : "Neden bu kadar zorlandın Davut Usta? Çok fazla bir iş vermedim ki!" dedim. Ne cevap versin???

Cevdet : Ne dedi abi?

Onur Aydın: Abi inanmayacaksın ama... "15.000 adet yapmak 2 haftada kolay değildi" dedi! Tabi ben delirdim, fena oldum. "Ne yaptın Davut Usta? Ben sana sadece örnek yap demedim mi???" dedim. "Bana göster demedim mi örneği???" dedim. Tabi acayip sinirliydim, ne yapacağımı şaşırdım. Çünkü bizim Genel Müdür bunun hesabını bana soracak, departmanın başında ben varım. Bunları düşündükçe daha da bir deli oluyor, fenalaşıyordum. Tabi Davut Usta yaşca benden baya büyük olduğu için de daha fazla birşey söyleyemiyordum. Davut Usta ise benim bu durumumu görüp sadece ne dese beğenirsin?

Cevdet : Ney?

Onur Aydın : "Unutmuşum abi, kusura bakma..."

Cevdet : Hadi ya.... Hahahahahahaha....

Onur Aydın : Bir de öyle bir rahat söylüyor ki inanamazsın. Tabi hemen "15.000 adeti nasıl unutursun?" diyerek çıkıştım. "Yaktın bizi Davut Usta!" dedim. Birkaç dakika düşündükten sonra yine de bir ümit ceketlerden birkaçını getirmesini söyledim, adam o kadar dangalak ki hata yapmama ihtimali çok az, bunu biliyordum. Ancak yine de ceketlerde hata olmaması için hala tüm gücümle dua ediyordum. İnşallah dedim, ceketler hatasızdır ve bu kabus biter. Davut Usta ise : "Sen merak etme patron, aynı senin kağıda çizdiğin gibi yaptım, hiçbir hata yok, boşuna korkuyorsun, bana güven" dedi. Koşup ceketlerden birkaçını getirmeye gitti. Tabi ben o arada ölüp ölüp diriliyorum... "İnşallah doğrudur, inşallah hatasızdır ceketler" diyorum içimden. Sonra kapım çalındı ve Davut Usta geldi, ceketleri hemen ardarda masaya serdi ve "Bak patron, işte" dedi.

Cevdet : Eeee, sonra?

Onur Aydın : Abicim, ceketlere bakar bakmaz dünya başıma yıkıldı.

Cevdet : Neden? Hatalımıydı yine?

Onur Aydın : Abicim adam ne yapmış biliyon mu... Hani ben kağıt üzerinde düğmelerin etrafını kırmızı kalemle çizmiştim ya dikkat çeksin, düğmelerin sayısını ve yerini unutmasın diye...

Cevdet : Evet?

Onur Aydın : İşte o da aynen ceketlerin üstüne düğmeleri koymuş, sayıları bu kez aynı, yerleri de. Fakat düğmelerin etrafında kırmızı halkalar var! Yani dikkatini çeksin diye kağıda çizdiğim kırmızı halkaları o da aynen cekete koymuş! Hakikaten dünya başıma yıkılmıştı...

Cevdet : Sonra ne oldu?

Onur Aydın : "Davut Usta, ne yaptın sennnn???" dedim. "Mahvettin bizi, ben o kırmızı halkaları sadece senin dikkatini çeksin diye çizmiştim, cekete koymayacaktın onları!" diye haykırdım, başım ellerimin arasında ve yüzüm kıpkırmızı bir şekilde. Davut Usta ise yine çok sakin bir şekilde : "Ama patron, aynen böyle olacak demiştin" dedi. "Ben de o yüzden böyle yaptım" dedi. Ben o anda ağlasam mı gülsem mi bilemiyordum... Birkaç saniye hiç birşey söylemeden öyle boş boş baktım tavana. Sonra, "Diğerleri, yani hepsi de böyle mi Davut Usta?" diyebildim. Davut Usta da yine yumuşak bir sesle : "15.000'i de böyle patron" dedi ve başını yere doğru önüne eğdi. Valla bilmiyorum ama, Davut Usta belki yaşıtım olsa oracıkta gebertirdim, ama dediğim gibi benden yaşca çok büyüktü. Zaten artık olan da olmuştu. Şimdi düşündüğüm tek şey bunu patrona nasıl anlatacağımdı. Fakat başka çare de yoktu, anlatmalıydım, hem de en kısa süre içinde. Genel Müdürü aradım ve görüşmek istediğimi söyledim. Gelmemi söyledi. Harbiden yol boyunca Genel Müdür'ün odasına giderken hayatım sanki film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Büyük ihtimalle departman müdürü olduğum için işten atılacaktım, çünkü İsveçliler yeni ceketi kesinlikle almayacaklar, dolayısıyla 15.000 ceketin maliyeti işletmemize büyük zarar verecekti. Yine de tüm cesaretimi toplayarak Genel Müdür'ün kapısını çaldım ve tüm olayı baştan sonra tüm ayrıntılarıyla anlattım. Anlattıktan hemen sonra bir sessizlik oldu... İşten atılmaya kendimi hazırlamıştım aslında... Ancak başladı bizim Genel Müdür gülmeye... Dakikalarca abartısız güldü, hem de ne biçim... Sonra tabi oturduk konuştuk ve bana söyle dedi : "Artık olan olmuş, sen yine de ceketleri gönder İsveç'e, başka çaremiz yok, en azından paranın belli bir kısmını kurtarırız belki" dedi. Ben de doğal olarak ceketleri İsveç'e yolladım. Tam bir hafta sonra telefonum çaldı, arayan İsveçlilerdi. Adamlar şimdi basacak küfürü, ne diyeceğim şimdi ben... diye düşünmeye başladım... Ancak yapacak birşey yoktu, eninde sonunda konuşacaktım adamlarla. Telefonu açtım. Ne oldu biliyor musun?

Cevdet : Ne oldu? Ne dediler?

Onur Aydın : Ceketi çok beğenmişler, özellikle de düğmelerin etrafındaki o kırmızı halkalara bayılmışlar. "Çok müthiş bir dizayn, tasarlayan kişiyle tanışmak isteriz" diyorlardı!

Cevdet : Hadi be? Hakikaten mi?

Onur Aydın : Gerçekten böyle, tabi bunu Davut Usta'ya da söyledim. Bi gururlandı ki sorma... Hele de "Seninle tanışmak istiyorlarmış" deyince iyice havalara girdi. Sonuç olarak ben de büyük bir beladan kurtulmuştum, hem de filmlerde bile az rastlanır türden bir beladan. Tabi bu olaydan sonra Davut Usta'yı da çok yakın bir takibe aldık, yanına ilave elemanlar atadık ki bir daha bu tip vakalara maruz kalmayalım.

Cevdet : Gerçekten çok ilginç bir tecrübe edinmişsin.   

 

2- Onur Aydın ve Cevdet Kızıl, Taksim'de sohbetlerine devam ediyorlar...

Cevdet : Onur, başka ne gibi ilginç tecrübeler yaşadın sizin işletmede?

Onur Aydın : Abicim, aslında birçok anım var. Ama hepsi şu an aklımda değil. Yoksa mesela bilgisayarı kapatmayı sırf monitörü kapatmaktan ibaret bilenler mi, ziplemek nedir ilk kez duyanlar mı... Her tipten kişi var. Ama hemen şimdi bak yine aklıma bizim Davut Usta ile ilgili bir anım geldi. Anlatim mi?

Cevdet : Anlat abi.

Onur Aydın : Bir gün yine bizim Davut Usta'ya bir görev verdim. Ambalajlama ve etiketleme işi. Mamüllerin kutularının üstüne mamülün adı ve cinsini belirten birkaç etiket ve ayrıca barkod yerleştirecekti. Görevini iyice izah ettikten sonra aradan birkaç saat geçti ve ben bir kontrol edeyim Davut Usta'yı dedim. Aslında hakkını yememek lazım, harıl harıl çalışıyordu. Baya da bir mamül kutusunu hazır hale getirmişti. bir kutuyu elime aldım ve baktım. Ne göreyim?

Cevdet : Ne gördün?

Onur Aydın : Abicim yine yanlışlık var! Ben Davut Usta'ya mamül kutularının ön yüzü ve yan yüzüne barkod koyacaksın demiştim. Ama adam barkod koymuş koymasına da her iki yüzündeki birbirinden farklı! Yani ön ve yan yüzündeki barkodlar birbirinden farklı! Numaraları tutmuyor! Tabi yine beni ateşler bastı... Hemen Davut Usta'ya seslendim : "Davut Usta, ne yaptın???" dedim. Davut Usta ise : "Patron, yine ne oldu? Aynen dediğin gibi yaptım, neresi yanlış?" dedi. Ben de : "Davut Usta, barkodlar yanlış!" dedim. Davut Usta da : "Ama Patron, aynen söylediğin gibi ön ve arka yüzüne de barkod koydum ayrı ayrı." dedi. Bu kez ben : "İyi de barkod numaralı farklı, birbirini tutmuyor ki!" dedim. Davut Usta şöyle cevap verdi : "Fakat Patron, sen ayrı ayrı deyince ben de zannettim ki numaralı farklı olan ayrı iki barkod olacak" dedi.

Cevdet : Nasıl yani? Mamülün üstünde birden fazla barkod varsa dahi aynı numara olması gerektiğini bilmiyor mu?

Onur Aydın : Maalesef bilmiyormuş işte... Tüm mamül kutularının barkodlarını söktürüp tekrar silbaştan yapıştırttım. Ne yazık ki adamların çoğu böyle, bir görev verdiğin zaman ne yaptıklarını bilmeden yapıyorlar, ancak başka çaremiz de yok.

Cevdet : Olsun, yine de mutlu son.

 

3- İngilizce derslerinden birinde Hasan, hocamızın sorduğu her soruya şipşak cevap vermeye başlamıştır...

Hocamız: Hasan... Bakıyorum da otomatikleştin. Artık bi sonraki örneği de otomatik olarak yaparsın.

(Bu olaydan sonra bizim Hasan'ın ismi artık "Otomatik Hasan oldu :) Yani lakabı hoca taktı :)

 

 

4-Hasan, Cevdet ve Mert yolda giderkene...

Hasan: Mert senin nickname ne ICQ'da?

Mert: ironmert, yani Demir Mert.

Hasan: Ne? İyon mu?

Mert: Ne iyonu ya? Demir olum demir! Sensin iyon!

 

5-Hasan, Cevdet ve Emin konuşurkene..

Hasan: Abi ben dün dediğiniz siteye girmeye çalıştım, çıkmadı, niye?

Emin: Adresi yazdıktan sonra Enter'a bastın mı?

 

6-Behlül Mert'e tel açar...

Behlül: Mert, pazarlamacı ne sorar abi?

Mert: Pazar Bölümlendirme'yi sorabilir.

(Zaten bu soruyu İsmet Hoca %90 soracaktır, bu yüzden Behlül şöyle cevap verir...)

Behlül: Hadi ya? Yemin et?

Mert: Valla, yeminki.

 

7-Barış ve Behlül konuşurkene...

Barış: Benim gözler de gittikçe kötüye gidiyo, hep gözlük numaram büyüyo ya...

Behlül: Eee, demek ki senin gözün bazı şeylere çok kayıyo.

 

8-Pazarlama dersinde Emin söz alır...

Emin: Mesela... (sözü kesilir)

Pazarlama hocamız: Mesela yok, sınavda da böyle yazarsan alırsın 0'ını.

 

9-Finansal Analiz Sınavı'ndan sonra...

Bir grup öğrenci: Hocam, çok az zaman verdiniz, olmaz böyle. Yine mi kalıcaz? Okulumuz mu uzayacak?

Hocamız: Ben size yardımcı oluyorum çocuklar, çok işsiz var zaten piyasada.

 

10-Cevdet'le Nazım konuşurkene...

Cevdet: Finansal Analiz ödevini yaptın mı?

Nazım: Evet

Cevdet: Kaç sayfa sürdü?

Nazım: Az ya, 40 sayfa

Cevdet: Hmmm, evet, baya azmış.

 

11-İnsan Kaynakları Sınavı'ndan hemen önce...

Sait: Beyler, bu dersin adı ne ya? Hangi dersin sınavına giriyoruz biz şimdi? Bildiğiniz gibi uzun bir aradan sonra ilk kez okula geliyorum.

 

12-Bayramdan önce son ders sonrası herkes evine giderkene...

Behlül: Hadi, herkese iyi bayramlar, eve mi gidiyosunuz?

Hasan: Evet, sen de kütüphaneye herhalde.

(Bizim Behlül kütüphaneye çok takılır da :)

 

13-Pazarlama hocamız ile Hasan konuşurkene...

Hasan: Hocam, ben çok yüksek bekliyodum, çok düşük geldi, kağıdımı ne zaman görebilirim?

Hocamız: Gel, ne zaman istersen gör.

Hasan: Sonuç değişmez mi?

Hocamız: Valla değişir değişmesine de çok çok zor, çok düşük bi ihitmal. Ben de bi insanım hata yapabilirim, robot değilim, ama yine de zor. Yıllar önce de senin gibi 2 öğrenci itiraz etmek istemişlerdi. 100 bekliyorlardı, ama 10 almışlar. "Acaba bir 0 koymayı unuttunuz mu hocam?" diye geldiler bana, ancak sonuç değişmedi.

Hasan: Ancak benimkinde gerçekten de bir 0 eksik yazılmış olabilir.

 

14-Cimbomlu Onur, birgün yine futbol muhabbeti yapıp FB'yi çekiştirmektedir, ancak FB fanatiği Emin o gün okulda yoktur.

Hasan: Onur ; Behlül çok silik kalıyo olum FB'yi savunmakta, FB'lilerin hücum gücü Emin eksik bugün.

 

15-Bankacılık ve Finans Sınavı'ndan hemen önce Ahmet, 0cı Erdoğan ve Nazım sıraya kopya yazmaktadırlar...

Emin: Ya Nazım, tamam adı üstünde 0cı Erdoğan'la Ahmet'e lafım yok da senin gibi Finansal Analiz'den 40 sayfalık ödev yapmış bi adama bunu yakıştıramadım.

 

16-Pazarlama Sınavı'nın hemen öncesinde Ahmet sıraya kopya yazmaktadır (Pazarlama hocamız da hemen önünde duruyor)... En sonunda hocamız dayanamaz ve şöyle der:.

- Ne yapıyorsun sen?

 

17-Barış ve Cevdet sınavdan sonra konuşurkene...

Barış: Ya abi,  bana bi iylik yapıp e-mail hesabı almıştın da bi iylik daha yapabilir misin?

Cevdet: Nası bi iylik?

Barış: Şimdi kimse bana mail atmıyo tamam mı, ben de korkuyom hesabım kapanacak diye, bi zahmet gir de bana meraba falan bişeyler gönder maille ki kapanmasın.

Cevdet: Tamam, istersen bir de kız adıyla yazim ki moral olsun!

(Vallahi benden çok şey istediler de böyle bi şey hiç istememişlerdi! Bi yaşıma daha girdim :)

 

18-Sait, Emin, Erdoğan ve Mert konuşurkene...

Sait: Mert, ben bi kız kaçıracam, ama çok nazlanıyo, yine de kaçıracam, bi de baldızı var, onu da sana kaçıracam

Mert: Yok abi, lütfen, olmaz öyle şey

 

19-Derslerden birinde...

Sait: Hocam çok uzadı, evde çocuk çoluk bekliyo, olmuyo böyle

(...Ve Sait dersten atılır)

 

20-Sait sosyolojiden kalır ve hocayla görüşmeye gider...

Sait: Hocam, kalmışım ben, bi kolaylık olması mümkün değil mi?

Hoca: İmkanız, daha çok çalışsaydın, herkese hakkı neyse onu veriyoruz.

Sait: Yok mu başka bi yolu bunun? (Şaka olsun, millet gülsün diye söyler)

(Hoca bu laftan sonra artık Sait'i bi daha hiç unutmayacaktır, Sait hapı yutar)

 

21-Sayısal Karar Alma dersinde...

Cimbomlu Onur: Hocam bitirelim dersi artık, çok yorulduk

Hoca: Senin ismin Onur du değil mi?

Onur: Evet

Hoca: Seni hatırladım, daha 1.sınıftayken de böyleydin sen

 

22-Emin ve Faruk konuşurkene...

Emin: Faruk, senin de fotomontajını yapmayı düşünüyoruz. Kızmazsın dimi?

Faruk: Nası yapıcağınıza bağlı

Emin: Aaa, üniversite ortamında her türlü eleştriye açık olman lazım, üniversite her türlü görüşün, fikrin ve düşüncenin... ( Emin yine politika yapmaya başladığı sırada sözü kesilir, onun bu huyunu bilen ve illallah eden Faruk hemen bitsin de kurtulayım der içinden ve hemen şöyle der :) :

Faruk: Tamam tamam abi, yapın.

 

23-Cevdet, Mert ve Hasan konuşurkene...

Hasan: Vergi Hukuku'na çalıştınız mı?

Cevdet: Yok, çalışılır ya, bişey değil, test olum.

Hasan: Öle deme olum, o problemler, işlemler falan var, onlar zor olabilir.

Cevdet: Yok ya, basit işlemler onlar

Hasan: Olum türev soracak türev

Mert: Yok integral soracak

(Hasan bi ara kendini bilgisayar mühendisliğinde sandı da :)

 

24- Behlül  pazarlama sınavı öncesi sıraya "2B" kalemle kopya yazmış...

Ömer Türkmen : "yuh be olm, bari keçeli kalemle yazsaydın)!"

 

25-Bankacılık ve Finans dersi sırasında...

Asistan hoca:

- O duman nerden geliyo? Bişey mi yanıyo?

Emin:

- Ben çay içiyorum hocam

 

26-Derste geçen bir muhabbet sırasında...

Erdoğan: Behlül, sen siteye girmişsin, benim fotomontajım nasıl? İyi yapmış mı?

Behlül: Seni mahkum yapmış olum, hahahaha

Erdoğan: Cevdet, olm yapma ya, değiştir onu, beni bürokrat yap olum, benim mahkuma benzer ne halim var?

Behlül: Merak etme Erdoğan, af çıkacak korkma

 

27-Derste geçen bir muhabbet...

Erdoğan: Behlül, sen kalkan balığı seviyo musun?

Behlül: Ya abi, susturun şunu

(Artık Erdoğan o derste her konunun geyiğini yapınca sıra kalkan balığına kadar geldi! Pes Erdoğan, valla pes! :)

 

28-Behlül, Mert'e cepten mesaj çeker...

Behlül: Olm Cevdetlerde senin fotomontajını yapıyoz, seni sarışın bi kadın yapıyoz, çok güzel oluyo

Mert: Abi olmaz ya, bari kadın yapmayın.

 

29-Show'dan eve dönerken...

Erdoğan: Olm Cihan, yazık oldu be, hayatında bi kere şöhret olma şansını yakalamıştın, onda da seni sahneden aldılar, senin yerine Altan şöhret oldu, kader işte, boşver üzülme.

 

30-Serviste İzzet herkesin ineceği güzergahı sorup not ederken...

Erdoağan: Muavin bana bi su.

(Izzet takmaz ve cevap vermez)

Erdoğan: Alooo, hostesss, su dedik su.

 

31-Izzet stüdyoda yemek paralarını toplarken...

Erdoğan: Şişşş, Izzet, garson gel, bahşişini al (parayı elinde sallayarak).

 

32- Star stüdyosunda show'un başlamasını beklerken...

Emin: Ben sıkıldım, biraz gidip dolaşıcam

Hakan: Burda nereyi dolaşıcan ki olum?

Emin: Ali Kırca'yla görüşücem.

Cihan: Git git, Ali Kırca da zaten "Emin gelsin de konuşim" diye sabırsızlanıyodu.

 

33-Show bittikten sonra...

Stardaki patronlardan biri görevliye seslenerek: Oğlum, öğrencileri otobüse bindirin artık, zaten bugün çok yoruldular.

Görevli: Tamam patron, "İTÜ" İşletme, beni takip edin.

 

34-İzzet herkesin ineceği güzergahı yazarken...

Izzet: Evet Emin, sen nerde inicen?

Emin: Kadıköy'de abi.

Izzet: Kadıköy madıköy yok, üç tane seçeneğin var, Taksim, Beyazıt  ya da Bakırköy, söyle hangisi?

Emin: Eminönü olsun.

Behlül: Bizim sokakta inicem ben, bizim sokaktan geçmez mi bu?

 

35- Emin ve Pehlül konuşurken

Emin: Oğlum saçların çok güzel olmuş

Pehlül: Yapma ya

Emin: Versene bir iki gün kullanayım :)) Ama seni gerçekten takdir ettim çok cesurmuşsun

Pehlül: Sağol ya.

Emin: Bende saçımı seninki gibi yapmayı düşünüyordum, ama seni görünce bu fikirden tamamen vazgeçtim.

 

36- Mert, Onur, Cevdet ve Hasan konuşurkene...

Hasan: Onur, ekolarla maç yapmayı düşünüyoruz, oynar mısın?

Cimbomlu Onur: Yok abi, oynayamam

Cevdet: Olum Hasan, yanlış sordun. "Ekoların hepsi Fenerliymiş, bizle kapışmak istiyolar" deseydin bak nasıl "tabi oynarım" derdi. Üstelik maçta da manyak hırslı oynardı.

 

37- Sayısal Karar Alma dersi esnasında kapı üç kez çok sert bir şekilde vurulur ve içeriye Behlül girer, tabi herkes de Behlül'e bakar, o sırada...

Body Barış: Alacaklı geldi hocam.

Cevdet: Polis geldi olum, polis (Fotomontajları kastederek).


38- Sayısal Karar Alma dersinde...


Erdoğan: Kendimi kötü hissediyorum.
Behlül: Başın ağrıyo mu?
Erdoğan: Evet.
Behlül: Miğden bulanıyo mu?
Erdoğan: Evet.
Cevdet: O zaman sen hamilesin.

 

39- Maliyet muhasebesi dersinde...

Hocamız: Oğlum yanındakine sorma, bana sor, abartısız söylüyorum yanındakinin söylediği en az  %90 yanlıştır.

 

40- Pazarlama dersinde...

Hasan: Hocam, çok kitaba bağlı kalıyorsunuz, biraz daha esnek olursanız daha iyi olur.

Hoca: Tamam o zaman, internette pazarlama kitapta yok, onu da dahil ettim, artık kitaba bağlı kalmayız. Araştırıp sınava öyle gelin.

 

41- Pazarlama dersinde...

Onur: Hocam, şahsen ben sınavlara çalışırken en zevk alarak çalıştığım ders pazarlamadır, ama sınavda nedense aynı zevki alamıyorum.

 

42- Pazarlama dersinde...

Ahmet:    Hocam, geçen hafta yeni bir kitap çıkaracağınızı ve yeni kitabınızın çok daha ince olacağını söylediniz, demek ki şu anki kitabınız hakkında şikayetler geldi ki böyle yapıyorsunuz.

Hoca: Alakası yok, o kitap 2 yıllıklar için, olayı kendine göre yorumlama.

 

43- Pazarlama dersinde...

Hoca: Evet... Bu yıl burada bırakıyoruz, internette pazarlamayı gelecek sene yaparız, nasıl olsa bir sene daha beraberiz, daha çok beraberiz.

Barış: Evet, daha çoook bırakırsınız bizi

Hoca: Alakası yok, kim ne hak ediyorsa onu alıyor.

 

44- Maliyet dersinde...

Cihan: Hocam, odanız nerde?

Hoca: Bu zamana kadar odamı bilmiyorsan hiç öğrenip de gelme.

 

45- Okula gelirken...

Cevdet: Bizim sınıfta bi Behlül var, tanıyor msun?

Yeliz: Hayır, tanımıyorum.

Cevdet: Hani şu kel olan

Yeliz: Tamam, şimdi hatırladım.

 

46- Pazarlama dersinde..

Hoca bir soru sorar, bakar ki kimseden ses çıkmıyo...

Hoca: Evet... yorum yok mu?

Hasan: Ama hocam, yorum yapınca da 0 veriyosunuz.

Hoca: Alakası yok, konuyu çarpıtma, ben yorum yok mu derken cevap yok mu demek istedim.

(Aradan biraz zaman geçer, hoca bir soru daha sorar, bakar ki yine cevap yok...)

Hoca: Evet... Yorumcu arkadaşımız, sizden de cevap yok mu?

 

47- Pazarlama finalinden hemen önce...

Pazarlama hocamız (Hakan'ı işaret ederek) : Şşş internetçi, çekil bu tarafa, ayrıl kitaptan bakim, seni rahatsız etmesin.

 

48- Pazarlama finalinin hemen sonrası...

Müge: Cevdet, nası geçti?

Cevdet: Valla ben kitaptaki kelimelerin ve cümlelerin aynısını tam yapamadım, senin nasıl geçti?

Müge: Bak, (kitaptaki bir sayfayı göstererek) ben şu cümlenin şu kelimesini yanlış yazmışım, kalmayız inşallah...

(Müge pes vallahi ! :)

 

49- Kıymetli Evrak sınavı sırasında bi öğrenci kağıdını verir ve çıkar, hoca öğrenci çıktıktan sonra kağıda iyice bakar ve şöyle der:

- Bizim okulda 14. dönem var mı ki? Bu çocuk buraya 14. dönem yazmış.

Öğrencilerden biri:

- Var hocam, 7. senesiyse 14. dönemdir.

Hoca:

- Hmmm, baya eskiymiş, hadi çocuklar siz de kağıda bişeyler karalayın da bu arkadaşınıza benzemeyin.

 

50- Bankacılık sınavından sonra asistan hocanın odasında...

Öğrencilerden biri: Hocam, benim durumum baya kritik, geçebilirim de kalabilirim de, 3 yanlış 1 doğruyu götürüyo mu acaba?

İzzet: Hayır, 4 yanlış 1 doğruyu götürüyo

Öğrenci: Öyle mi hocam?

Hoca: Yok evladım, kandırıyo.

 

51- Erdoğan ve Ömer, Üretim Yönetimi Sınavı'na 30 dakika kala Cihan'ı cepten ararlar...

Ömer : Nerdesin Cihan?

Cihan: Trendeyim.

Ömer : Tamam, sınavda görüşürüz.

Sınav olur ve biter, herkes evine gider. Erdoğan ve Ömer ise Cihan'ın neden sınava gelmediğini çok merak etmişlerdir. Akşam Cihan arar...

Cihan : Ömer, üretimci ne sorar abi?

Ömer : Sordu bile olum, ne diyon? Niye gelmedin sınava?

Cihan'ın sesi soluğu kesilir, telden sadece hızlı bir şekilde nefes alıp verişi duyulmaya başlar...

Cihan : Nasıl olur abi?!?! Yarın değil miydi sınav?

Ömer : Ne yarını olum? Hatta sen bana demedin mi trendeyim, geliyorum diye?

Cihan : Dedim ama o sırada ben Eskişehir'den İstanbul'a doğu yola çıkmıştım.

Ömer: Hadi ya? Abi ben sen tren derken Beyazıt'a gelen tramvayları kastettin sandım.

Cihan : Hayır, kandırdın beni! Ne olucak şimdi?

Ömer : Bilmiyom valla abi

Cihan : Sen 24ü 25inde demedin mi? Ben de 25'i diye geldim, kandırdın beni!

Ömer : Ben lafın gelişi öyle dedim

Cihan : Keşke 24ü diye gelseydim, telafisi yok mu bunun?

Ömer : Gelecek yıl var abi.

 

52 - İşletme Kulübü'nde...

Erdo : Altan bak iyi bi reklam buldum. Beykent master için reklam vermek istiyo, adamları kaçırmayalım. Kaç şimdi fiyatlar? Söyle de hemen halledelim. Adamlar öğrenmek istiyo.

Altan : Dur Erdoğan, o kadar çabuk davranma. Daha herşey kesin değil, şimdiden fiyat söyleyemeyiz.

Erdo : Abi bak adamlar kaçıcak sonra.

Altan : Neden bu kadar sabırsızlanıyosun Erdoğan ? Bişey mi var bunun altında?

Erdo : Şerefsizim komisyon falan yok, sırf maksat çorbada bizim de tuzumuz olsun

Cevdet : Tamamen duygusal dimi Erdo ?

 

53 - Yolda...

Cevdet : Hasan, pazartesi maç varmış, sen de oynuyon mu?

Hasan : Yok olum, kimse bana söylemedi ki maç olduğunu. Yoksa oynardım.

Cevdet : Merak etme olum, seni de kadroya aldık. Ben söyledim Enginlere, senin de adını yazdırdım. Tabi ki sen de oyniycan, en doğal hakkın.

Hasan : Hadi ya, çok sağol. Peki hangi mevkide oyniycam ben?

Cevdet : Kaleci.

Hasan : Kaleci sen değil miydin yaw?

Cevdet : Evet, olum. Sen de yedek kalecisin işte. Bu haftasonu iyi çalış, ben sakatlanırsam falan seni geçirecez kaleye.

Hasan : Hadi lem hıyar.

 

54 - Dersten önce sınıfın önündeyken...

Erdo : Bak, Faruk da geldi. Ama biraz üzgün gibi bugün.

Behlül : Olum ben bu Faruk'tan şüpheleniyom zaten. Tipine baksana bi, Afgan'ı andırmıyo mu? Amerika'nın taaruzuna sinirlenmiş besbelli. Dikkat etmek lazım, okulda bi intihar saldırısı falan gerçekleştirebilir.

 

55- Finansal Yönetim dersinde Macide hocanın asistanı ders anlatırken...

Onur Aydın (cep telini alıp kulağına dayıyarak) : Alooo, haa, tamam abi. Ben şu an dersteyim. Çıkınca gidip işimizi hallederiz. Sonra yine konuşuruz merak etme, biraz da dersi dinliyim ben.

X kişisi : Sen de abarttın be olum.

Onur Aydın : Merak etme, çakmaz.

 

56 - Yolda...

Barış : Mert, ne oldu olum ya? Nasıl atıldın sen Pazarlama Araştırması'nda?

Mert: Ben de bilmiyom ki abi, hoca beni seçti. Arkadan biri bişey sordu, ben de tam cevaplarken karambole gittik.

Hasan : Evet, hatta hoca önce bize baktı. Ama biz konuşmuyoduk, bizim arkamızdakiler konuşuyodu. Sonra hoca etrafına bakındı ve kurban olarak Mert'i seçti. Ben çok net bi şekilde gördüm.

Mert : Evet, harbi benim bi suçum yok.

Cevdet : Doğru, haksız yere kırmızı kart gördün.

 

57- Cevdet, Müge ve İzzet ; Çeko'ların binasında iken...

İzzet : Ben bi şu Çeko'ların kütüphanesine bakıcam...

(Cevdet ve Müge de İzzet ile birlikte Çeko'ların kütüphanesine girer)

İzzet: Baya bi kitap var burda ya, oku oku bitmez.

Müge : Tam bana göre bi yer burası!

(Haklısın Mö-Ge! : )))

 

58- Erdoğan ve Mert okuldan çıkıp çeşitli konulardan konuşa konuşa yola devam etmektedirler. Sirkeci'ye kadar böyle konuşa konuşa gelirler. Tam Sirkeci'ye geldiklerinde...

Erdoğan: Bak Mert, şimdi sana çok ciddi bir soru sorucam, tamam mı?

Mert: Tamam.

Erdoğan: Bi kız gelse ve sana kur yapsa ne yaparsın?

Mert: Nasıl bi kur mesela?

Erdoğan: Aşırı şekilde kur yapıcak , pek normal olmayan bir şekilde yani

Mert: O zaman görmemezlikten gelirim o kadar aşırı yaparsa.

Erdoğan: Hmmm

Mert: Şimdi de ben sana çok ciddi bir soru sorucam, tamam mı?

(Erdoğan heyecanlanmaktadır, büyük ihtimalle Mert, ona uzmanlık alanı olan kızlar hakkında önemli bir soru soracak, bizim Erdo da ustalığını konuşturacaktır, nefes nefese beklemektedir soruyu...)

Erdoğan: Tabi tabi, istediğini sorabilirsin.

(Artık beklemek canına tak edecektir neredeyse)

Mert: Sınavda ikinci.soruyu nasıl yaptın?

(Erdoğan susmuş, bütün umutları suya düşmüş ve dünyası kararmıştır...)

 

59- Hoca : Evet çocuklar; 12 ay x ise, 1/2 x doğal olarak ne olmalı?

(Hasan en önce cevap vermek istemektedir, bu nedenle de hocanın tam olarak ne söylediğini anlayamamasına rağmen balıklama atlar...)

Hasan : 5 ay hocam!

Hoca : Olur mu evladım?

Cevdet : Hasan; sizin Ağva'da 1 yıl, 10 ay mı çekiyo?

 

60- Cevdet, Emin ve İzzet; Finansal Yönetim ödevi için internette kaynak aramaktadırlar. Ancak aradan 2 saat geçmesine rağmen sitelerin hiçbirinde istedikleri kanyağı bulamazlar. Sonunda dizaynı çok güzel; ancak içeriği sadece göz boyama olan bir bankanın sitesi artık bardağı iyice taşırır...

Emin : Böyle site yapacaksanız niye yaptınız be kardeşim? Dimi?

Cevdet : Haklısın, işi bilmiyolar bunlar işte, amatörler.

Emin : He valla, şimdi İşletme98'in webmaster'ı Cevdet olacaktı ki bu siteyi ne biçim doldururdu!

 

61- Türev Ürünler sınavı sonrası çok çalışkan arkadaşımız Müge sorulardan birinde bir yanlışlık yapmıştır. Çok yoğun bir şekilde düşünmekte ve herkese aynı soruyu sormaktadır : "Acaba kalır mıyım?" Tabi kimse bu soruya kesin bir yanıt veremez...

Müge:

- Acaba kalır mıyım Cevdet?

Cevdet:

- Bilemem ben, ama sanmam. Kalmazsın.

Müge:

- Ya kalırsam?

Cevdet:

- Kalırsan da önemli değil, sen de insansın. Robot değilsin. Herkesin başına gelebilir, sen ilk kez böyle bir durumla karşılaştığın için garip geliyo sana. En kötü ihtimal bütte ortalama yaparsın sen. Bak işte, Erdinç hoca orda, sen en iyisi hocaya sor.

(Müge, Erdinç hocaya tekrar tekrar sorar... Ancak Erdinç hoca tam bir yanıt veremez, kağıdını görmeden birşey söyleyemeyeceğini belirtmektedir. Ancak Müge tatmin olmaz, Erdinç hoca da en sonunda koşarak uzaklaşmaya başlar... Müge de yetişmek için teşebbüs eder, ama Erdinç Hoca baya hızlıdır :)

 

62- İş Ahlakı dersinde geçen bir diyalog...

Hoca: Evet, şimdi de ahlak anlayışının toplumsal çevrelerde nasıl değişebileceğine bir örnek verelim. Mesela bir Avrupa ülkesinde mini etek giymek çok normal karşılanırken, Fatih'te mini etek giyilebilir mi?

Erdoğan: GİYİLEMEZZZZZ! (Çok yüksek bir sesle)

(Sınıf bir anda sessizliğe bürünür ve hoca dahil herkes Erdoğan'a döner)

Barış: Hocam, Erdoğan arkadaşımız bu konularda çok hassas da...

(Herkes gülmeye başlar)

X Kişisi: Tamam Erdoğan tamam, sakin ol. Giyemez.

 

63- Galatasaray - Beşiktaş maçı sonrası...

Cevdet: Hasan, ne oldu Beşiktaş'a öyle?

Hasan: Sırf şans olum

Cevdet: Hadi olum hadi, pençemizle kartalın tüylerini yolduk

 

64- Bütçe dersinde sınıf gürültü yapınca...

Hoca: Yeter çocuklar artık, bu sınıfa ne zaman ders anlatsam çenem ağrıyo.

Barış: Bize de aynısı hep bu derste oluyo hocam.

 

65- Bütçe dersinde sınıf çok konuşmaktadır...

Hoca: Artık sabrım taştı, bundan sonra ilk kimi konuşurken görürsem kesinlikle atacağım sınıftan!

(5 dakika sonra...)

Hoca: Evet, siz arkadaki ikiniz (biri de bizim Serdar)... Çıkın sınıftan lütfen. Gerçekten böyle olmasını istemezdim, çok üzülüyorum... Ama sizi sınıftan çıkartmak zorundayım.

(İki öğrenci sınıftan çıkmak için artık sınıfın kapısına yaklaşırken...)

Serdar: İyi günler hocam... (kendini acındıracak üzgün bir sesle ve boynu bükük bir vaziyette)

(Sınıf kopar...)

 

66- Bir gün Müge derse geç girer...

Pınar: Aaa, çok ilginç! Bu Müge değil mi? İlk defa derse geç kaldığını görüyorum!

Cevdet: Bence o kadar da garip birşey değil bu.

Pınar: Neden?

Cevdet: Çünkü Müge evde de acayip ders çalışıyo ve vaktin nasıl geçtiği anlamıyo.

 

67- Pazarlama Stratejileri dersinde...

Hoca: Evet, şimdi listeden rastgele birini seçeceğim. Soruya o cevap verecek....

(Listeye şöyle bir göz gezdirir hoca ve kararını verir...)

Hoca: Ömer Türkmen. Evet, cevapla.

Ömer: %90'a %10'dur hocam.

Hoca: Hmmm, evet. Doğru, çok ilginç. Nasıl bildin?

Ömer: Televizyonda seyretmiştim.

(Hoca, listeden rastgele seçim yaparak sorular sormaktadır... Derken yine Ömer çıkar şansa...)

Hoca: Evet, Ömer Türkmen... Yine sen çıktın. Buna da cevap ver bakalım.

Ömer: Endüstriyel pazarlar hocam.

Hoca: Çok ilginç, bu da doğru. Bunu neye dayanarak söyledin?

Ömer: Yine televizyonda seyrettim hocam.

Hoca: Sen televizyonun başından hiç kalkmıyorsun anlaşılan. Bundan sonraki cevabında televizyon kelimesi geçmesin.

 

68- Pazarlama Stratejileri dersinden sonra...

Behlül: Ya bu ne biçim iştir anlamadım, hoca yine bana Pehlül dedi. Pehlül değilim ben, Behlül'üm.

Hasan: E olum tabi öyle diycek, kağıda Pehlül diye yazmıştın. Ben gördüm.

Behlül: Hadi ya...

 

69- Denetim sınavı başlar ve sorulardan biri şudur: "Bağımsız Denetçi olmanın şartlarını sıralayınız." Behlül bu soru ile karşılaşınca afallar, nitekim cevabı hakkında en ufak bir fikri yoktur. Ancak Behlül şöyle düşünür: "Hiç bilmesem de sallamalıyım, tutar mı tutar... Puan puandır, bi puan bile çok önemli." Bunun üzerine Behlül şöyle yazar cevap olarak: "Askerliğini yapmış olmak".

 

70- Denetim sınavı ile ilgili bir sohbet...

Behlül: Ben bağımsız denetçi sorusuna askerliği yazdım ya...

Hakan Satman: Hahahahahaha, yuh!

Behlül: Ne gülüyon olum, sosyal bi ders bu, yoruma açık.

Hakan Satman: Hadi be, yine iyi yazmışsın ama "yüzme bilmek" gibi bişey yazsaydın bence daha iyi olurdu.

 

71- Pazarlama Stratejisi sınavı esnasında...

Behlül: Hocam, bu soruyu nasıl cevaplayalım?

Hoca: Olum dördüncü sınıfa geldin hala böyle sorular soruyosun. Ben ne diyim sana artık, güzel cevapla.

 

72- Hakan, Pazarlama Stratejileri sınavından önce Müge'yi yine her zamanki gibi çalışırken görür...)

Hakan: Cevdet, gel hadi Müge'nin aklını karıştıralım...

Cevdet: Olum ne adamsın ya...

(Cevdet ve Hakan, Müge'nin yanına gider...)

Hakan: Müge, dünkü Denetim sınavı nasıl geçti?

Müge: Fena değil.

Hakan: Bağımsız denetçinin şartlarına askerliği de yazdın mı?

Müge: Yok, varmıydı ki öyle bişey? Yok öyle bişey ya, kim diyo?

Hakan: Behlül diyo, o çok çalışmış. Askerlik şartı da varmış.

(Ben buradan sonra kopunca şaka da sona erdi...)

 

73- Bütçe dersi yapılmaktadır.. Macide Hoca rahatsız olduğundan asistanı Duygu hoca derse girmiştir. Duygu hocamız defalarca uyarmasına rağmen sınıfta ders işlenirken durmadan kısık sesli muhabbetler de sürüp gitmektedir. Hoca soruları çözmeye devam ederken...

Barış: Hocam, çok yorulduk bugün. Artık bitirseniz dersi?

Hoca: Evet çocuklar, bugün en az siz de benim kadar konuştunuz. Bu sebeple yorgun olduğunuzdan eminim.

Hocanın bu güzel esprisinden sonra tüm sınıf kendisini alkışlamaya başlar. Günün esprisi bu espri seçilir :)

 

74- Bir ders sonrası...

Behlül: Ben kütüphaneye gidiyorum, görüşürüz...

Emin: Görüşürüz Behlül.

(Behlül kütüphaneye doğru ilerlerken Sevil ve Emin de muhabbet etmektedirler...)

Sevil: Bu Behlül niye hep kütüphaneye gidiyor?

Emin: Basit. Behlül uzun süredir kendine bir kız arıyor. Ancak Behlül'e göre bir kızın sadece güzel olması yetmez, akıllı da olmalı. Bizim Behlül de uzun uzun düşündükten sonra kendisine şu soruyu sormuş : "Hem güzel, hem çalışkan, hem de akıllı bir kızı nerede bulabilirim?" Cevabını da hemen vermiş : "Kütüphane".

 

75 - İş Ahlakı ödev sunumunda sıra Cevdet, Burçin ve İzzet'tedir bu kez. Ancak her zaman dakik gelen hoca bu kez 15-20 dakika gecikir ve herkes tam ders düşecek ve hoca hiç gelmeyecek diye düşünürken hoca sınıfa girer...

Hoca: Çocuklar, ben sizin bu hafta yapacağınızı unutmuşum. Çok da önemli bir toplantım var. Gelecek hafta yapmak zorundayız bu durumda dersi.

İzzet: Hocam, biz sınıfa ödevimizi sunsak olur mu siz yokken?

Hoca: Tamam, iyi fikir. Siz ödevinizi ben toplantıda iken sunun. Arkadaşlarınız da size not verecek.

(Erdoğan da hemen atlar..)

Erdoğan: Hocam o zaman biz de bugün yapalım, biz de çünkü arkadaşlarla birlikte yapacaktık. Bir saate göre ayarlamıştık kendimizi, gelecek hafta iki saat ne yaparız?

(Erdo iyi hazırlanamamıştır, ancak hocanın yokluğundan istifade bu fırsatı kaçırmak istememektedir).

Hoca: Peki.

Cevdet, Burçin ve İzzet anlatmaya başlarlar. Ancak 60 dakikalık süreleri 75 dakikaya çıkar. Kısacası anlatmaları gerekenden çok daha uzun bir süre anlatırlar. Tabi bu süre zarfında Erdo, Barış ve Adem de "bitirin artık, hadi olum, sıra bize de gelsin de yırtalım" demektedirler. Bu baskılar sonucu Cevdet, Burçin ve İzzet ödevi kısaltarak bitirir. Erdoğanlar ders anlatmaya başlayacakları sırada... O DA NE? HOCA SINIFA GİRER!

Hoca: Toplantı erken bitti çocuklar, ben de sizi izlemeye geldim.

Erdoğan kısık bir sesle başını hafif hafif bir sağa, bir sola sallayarak gözleri ağlamaklı şöyle der : "Babayı yedik, şansa bak..."

 

76 - Yıllık hakkında geçen bir diyalog...

Erdoğan: Cevdet, Müge yine yıllık almaktan vazgeçmiş... 

Cevdet: Tamam artık, kesin bir çözüm bulalım bu işe. Müge'ye şöyle de: "Bu yıllığı al, boş zamanlarında ders muhabbetine bol bol okursun". Olmadı bir iki ders notu ekleyin şu yıllığa!

 

77 - Cevdet'in okula takım elbise ile geldiği günlerden biridir... Cevdet arkadaşları ile toplu halde konuşurken Ömer de yakınlarda Ece ile konuşmaktadır...

Ömer : Bu adamı tanıyo musun ? (Cevdet'i işaret ederek sorar).

Ece: Hayır, hangi dersin hocası o?

 

78 - İşletme, sınıfça tiyatroya gitmiştir... Tiyatro çıkışı birlikte yürürlerken fotoğraf çektirmeye karar verirler. İzzet, yoldan geçen bi genç adamdan sınıfça fotoğraflarını çekmesi ister ve fotoğraf makinasını uzatır...

Genç: Yok, sağol. İstemiyorum.

İzzet: Niye ki ya? Bi beş dakka. Hadi lütfen.

Genç adam sonunda yüzünü buruşturarak "peki" der, ama fotoğraf makinasını eline almak yerine fotoğraf çektirmek üzere duran işletmenin yanına doğru ilerlemeye başlar...

İzzet : Hop, arkadaş... Sen bizi çekicektin. Yanlış anladın sen. Bizim aramıza gir de seni çekelim demedim, sen bizi çek dedim.

Genç adam: Haaa, şimdi anladım.

 

79 - Pazarlama dersinde...

Hoca: Evet, küreselleşme nedir? Sen söyle kızım.

Ece kendince küreselleşmeyi tanımlar, ancak sınıfta bir sessizlik hakimdir...

Hoca: Hmmm, çok ilginç. Çok yeni bir kavram, söylediklerin de çok yeni yorumlar olsa gerek, ama benim haberim yok. Senin teorilerin mi bunlar?

 

80 - Pazarlama dersinde hoca bir soru sorar, bir öğrenci kendince soruyu cevaplar...

Hoca : Alakası yok, zaten eğer söylediklerin doğru olmuş olsa tüm pazarlama teorileri altüst olur, sen de Nobel ödülü kazanırsın.

 

81 - Pazarlama dersinde hoca küreselleşmenin tanımını sorar, Adem söz alır ve anlatmaya başlar... Ancak hoca Adem'in yalın bir tanım yapmasını ister...

Hoca: Evladım bırak 2. Dünya Savaşı'nı falan şimdi. Saadete gel, günümüze gel.

Adem: Ama hocam, sosyal olaylar geçmişten soyutlanamaz.

Hoca: Hadi oğlum, sade bir tanım bekliyorum bu kez senden.

Ancak Adem yine uzunca anlatmaya başlayınca...

Hoca: Tamam yeter, çok kıvırtıyorsun sen.

 

 

82 - Finansal Yönetim sonuçları açıklanmış, Halit arkadaşımız bir tarih yazmıştır... Çünkü aldığı puan - 10'dur. Herkes Halit'in nasıl böyle bir şey başardığını birbirine sorarken sonunda gerçek ortaya çıkar. Söylenenlere göre hoca, Halit'e şöyle söylemiş : "Öyle büyük ve yapılamayacak bir hata yapmışsın ki sana 0 yerine - 10 vermeyi uygun buldum. Çünkü herkes de bunu başaramaz. Finalde 10 puanını da alacağım".

 

83 - Cevdet, Erdoğan ve Onur Aydın, Saray Cafe'de çaylarını yudumlarken...

Erdoğan : Ya abi yine çaktık pazarlamadan, 30 vermiş hoca. Napacaz bu gidişle biz? Okul mu uzayacak ne?

Cevdet : Boşveeer, gelecek sene de İşletme 3'ler için yıllık yaparsın işte. Hem daha iyi, artık tecrübelisin. Gelecek sene çok zamanın da olur, daha ne istiyosun olum? Hahahahaha.

Onur Aydın : Hahahahahahahaha, çak Cevdet çak!

 

84 - Mustafa Hoca, Cevdet, Adem ve Erdoğan sohbet etmektedir, konu aşktan açılır...

Mustafa Hoca : Şimdi size aşkı tanımlayın desem nasıl tanımlarsınız? Yok bir tanımı çocuklar...

Adem : Var hocam!

Mustafa Hoca : Neymiş? Söyle.

Adem : Bana aşk nedir diye sorsalar Mustafa Hoca'da başlayan ve Mustafa Hoca'dan geçen büyük bir duygudur derim.

Mustafa Hoca : Hadi ordan, amma da iyi yağlıyosun ha, yağlama cilalama. Biz bu yollardan çoktan geçtik oğlum.

 

85 - Cevdet denetim dersi başında yıllık paralarını saymakta, hoca da ödevleri toplamaktadır. Hoca tam Onur Aydın'ın sırasına gelmişken...

Onur Aydın : Hocam, ne oluyo böyle? Denetleyin şu adamı (Cevdet'i eliyle göstererek) , olmuyo valla.

Hoca : Tamam evladım tamam, denetliyeceğiz.

 

86 - Erdoğan Paşabahçe'nin iş başvuru formunu doldurmaktadır, o sırada kafasına birşey takılır...

Erdoğan: Ya ben 11 sene bakkalda çalıştım da buraya ayrılma nedeni olarak ne yazacam? Ayrılma nedeni istiyolar. Söyleyin, ne yazim?

Cevdet: Süpermarket'e terfi ettim diye yaz.

Hasan: Hahahahahaha, bak ne güzel dedi Erdoğan, kesin yaz bunu. Çok iyi bi irtiba bırakırsın.

 

87 - Onur Aydın elinde gazetesiyle ek binanın ordan arka kapıya doğru Cevdet ve Erdoğan ile birlikte yürümektedir...

Onur Aydın : Erdoğan, yaşadın koçum! Müjdemi isterim. Seni ilgilendiren ve senin sevineceğin süper bi haber yazıyo gazetede.

Erdoğan : Ne oldu yaw?  Ne yazıyo?

Onur Aydın : Göğüs kanserine çözüm bulunmuş.

 

88 - Cevdet, Adem, Erdoğan ve Ömer; Sahara Fotokopi'den çıkıp Ek Bina'ya doğru ilerlemektedirler... Tam o sırada Ömer'in gözü seyyar manavlardan birine takılır, Ömer seyyar manavın arabasına şöyle bir bakar...

Ömer: Çocuklar, şu hıyarlara bakın. Kesin hormonlu bunlar, bu kadar büyük hıyar nerde görülmüş?

Seyyar Manav: Hooop, hemşerim! Nerden biliyosun hormonlu olup olmadığını ? Öyle dışarıdan bakarak anlaşılmaz bunlar. Okulda sana bunları da  öğretiyorlar mı?

 

89 - Bütçe dersinde sınıf çok konuşmaktadır...

Hoca: Yeter artık çocuklar, çok yoruldum gerçekten, susun artık.

Onur Aydın: Valla haklısınız hocam, gören de İktisat Fakültesi değil, İletişim Fakültesi sanar bunları.

 

90 - Cevdet, Erdoğan ve İzzet; Beyoğlu'nda Stüdyo Nihat'a doğru gitmektedirler. Cevdet ve Erdoğan yıllık fotoğrafı çektireceklerinden takım elbise giymişlerdir. Baba İzzet ise daha önce fotoğraf çektirdiği için normal giyinimlidir. Espri olsun diye Baba İzzet, yürürlerken Cevdet'e seslenir :

Baba İzzet : Buyrun Başkanım, Başkanıma yol açın!

O sırada Cevdet, Erdoğan ve Baba İzzet'in hemen önünde yürüyen bir kadın da arkasını dönerek Cevdet'e bakar ve durduktan sonra saygıyla selamlayarak yol verir. Onu gerçeten başkan sanır :)))

 

91 - Sınıf yıllık için fotoğraf çektirmek üzere Stüdyo Nihat'a gitmektedir... Bir gün de sınıfımızdan Volkan arkadaşımız gider bu fotoğrafçıya. Fotoğrafçı Volkan'ı çekerken şöyle der:

- Oğlum, biraz gül. Olmaz böyle.

Volkan :

- Valla ben bugüne kadar hiç gülmedim, gülmeyeceğim de! Hiçbir güç beni güldüremez! Dün gülmedim, bugün gülmüyorum, gelecekte de gülmeyeceğim!

Fotoğrafçı :

- Peki oğlum, sinirlenme. Tamam, gülme.

 

92 - Onur Aydın ve Mert telefonla konuşmaktadır...

Onur Aydın:

- Ya Mert, olum bugün neden hiç gülmedin yıllık için stüdyoda fotoğraf çektirirken?

Mert:

- Ne gülücem oğlum hiç tanımadığım adama?

 

93 - Adem, bir gece Cevdet'te yatılıya kalmıştır. Her ikisi de uyurlar... Bir müddet sonra Cevdet derin uykusundan bir takım diyaloglar ve konuşmalar duyması neticesinde uyanır... Çok korkmuştur, nitekim evde Cevdet ve Adem dışında kimse yoktur... Peki o zaman Adem kiminle konuşmaktadır???

Adem:

- Nasılmış? Altın yollu yüce vatan! Tamam mı? Söyle.

Cevdet karanlıkta hemen yanındaki yatakta yatan Adem'in yüzünü tam olarak görememektedir. Ne dediğini, ne demek istediğini, neden böyle bir cümle söylediğini de anlayamamıştır.

Cevdet:

- Efendim Adem? Ne diyosun? Anlamadım.

Adem:

- Altın yollu yüce vatan! Oldu mu? Nasılmış?

Cevdet, Adem'in söyledikleriyle hala bir ilgi kuramamaktadır... Adem acaba neden böyle şeyler söylemektedir? Hafifçe yanına yaklaşır ve Adem'in yüzüne bakar... Adem rüya görmektedir!

 

94 - Bayramoğlu Matbaası'nda geçen bir diyalog...

Hüseyin Bayram : Yaw bu sizin yıllıkları hazırlarken dikkatimi çekti, Adem Kaya var ya sizin sınıfta...

Erdoğan : Evet abi?

Hüseyin Bayram : Pek yeni yayınları takip etmiyo galiba, hep eski kitapları falan mı okur o?

Erdoğan : Neden abi?

Hüseyin Bayram : Yaw bizim dizgiciyi epey uğraştırmış, hep Osmanlıca yazmış, hiç Türkçe kelime yok nerdeyse yazısında.

 

 

95 - Bayramoğlu Matbaası'nda geçen bir diyalog...

Erdoğan : Hüseyin Amca, ben bu korodaki konserim sırasında şarkı söylediğim fotoyu koymak istiyorum benim sayfaya.

Hüseyin Bayram : Evladım, olmaz. Bak gerçekten hiç net değil. Hiçbir şeye yaramaz eğer koyarsan.

Erdoğan : Olsun abi olsun, koyalım biz.

Hüseyin Bayram : Gerçekten olmaz bak, bu fotoyu da hangi hödük çekmiş yaw, böyle foto çekilir mi? Pes valla.

Cevdet : Kim çekmişti Erdoğan?

Erdoğan : Ömer.

 

96 - Cevdet ve Erdoğan, yıllık komitesi yazılarını Bayramoğlu Matbaası'na teslim ederlerken...

Erdoğan : Hüseyin Amca, nasıl olmuş sence yazı? Cevdet biraz abartmış sanki...

Hüseyin Bayram (Bayramoğlu Matbaası'nın patronu) : Ver bi bakayım şu yazıyı (baştan sona değin iyice okur).

Cevdet : Valla ben içimden geçenleri yazdım Hüseyin Amca.

Hüseyin Bayram : Yapmayın çocuklar... Beni de ağlatacaksınız!

 

97 - Onur Aydın, Cevdet'e tel açar...

Onur Aydın : Cevdet baba naber?

Cevdet : İylik Onur kardeş, sen nasılsın? Napıyosun?

Onur Aydın : Valla abi ben de şimdi eve yeni geldim, saat 21.00'de. Sabah 07.00'de Macide Hocanın odasının önünde beklemeye başladım. Ta ki 20.00'ye kadar. Sadece bi ara hemen yemeğe gidip geldim. Ama hocayı hiç yakalayamadım. Napıcam baba ben? Ya kalırsam? Ne olur ben halim? Macide Hocayı nasıl bulurum? Nasıl ulaşırım ona?

Cevdet : Bilmiyorum valla abi, ama okuldaymış bugün. Demek ki sen yemeğe bi ara gittiğinde o gelip gitti.

Onur Aydın : Yapma ya, o zaman ben bi dahakine yanımda yemek de götürim. Abi geçmem lazım. Tek ders için uzatamam okulu.

 

98 - Yine bir derste yoklama kağıdı imzalanmaktadır... Fakültenin tanınmış simalarından Kurban Koç arkadaşımız da yoklama kağıdına adını yazıp imzalar. Daha sonra yoklamanın sonlarına doğru sıra bir kız öğrenciye gelir. Bu kız öğrenci yoklama kağıdında Kurban Koç arkadaşımızın adını görür ve yanındaki arkadaşına şöyle der :

- Hey bak! Birisi hocayla dalga geçiyor!

(Ancak Kurban Koç adında biri gerçekten de vardır. Bu ad dalga geçmek için kullanılan uydurma bir ad değildir).

 

Anasayfa  

Geri