ONUR AYDIN

   Sevgili Onur Paşam, benim için yazdıklarını okurken bir anda duygulandım. Niye dersen, bir haftadır seni görmüyorum. Okuldan mezun olmuş gibi.... Onur, sınıfımızın en aktif ve otoriter kişisidir . Şimdilik bu kadar yeter. Senin için yazmaya sayfalar yetmez.

                                                                                              Erdoğan Yücel

 

   Biz ona sınıfça "Cimbomlu Onur" deriz. Kendisi koyu bir Galatasaraylı olup her an her her yerde GS'yi Emin gibi binlerce kişiye karşı sesi kısılıncaya kadar savunur:) Hoca ders anlatırken bile Cimbomlu Onur ile Fenerlilerin hücum gücü Emin arasındaki diyalog tüm hızı ve sıcaklığı ile devam eder. Boşver Onur, takma ; Emin'e anlatamazsın derdini. Ama ben seni hak yolunu bulduğun için tebrik ediyom gönülden :) Onur'un bir başka özelliği de sınıfın en karizmatik ve otoriter kişilerinden biri oluşudur. Giydiği deri ceketi, artistik bakışları, çatık kaşları, kendine has göz alıcı yürüyüşü ve etkileyici ses tonu ile Holywood filmlerindeki yıldızları aratmaz. Bunların yanında yaptığı espriler de çok komik ve kaliteli olup hafızalarda yer etmiştir. Dersler sırasında hocalarla her konuyu büyük bir hararetle tartışan Onur'un İsmet hoca ile arasında geçen pazarlama sınavı konulu diyalog ise hala aklımda :) Bir de Onur gerçekten çok cesaretli bir arkadaşımızdır. Mesela hoca ders anlatırken cep telefonu ile arkadaşları ile konuşup sohbet eder. Artık onun dersler esnasında aniden duyduğumuz "alo" seslerine alışmışızdır :) Ama herhalde öyle ustaca söylüyo ki hocalar hiç çakmıyo,  helal olsun :) Tüm bunların yanında Onur'un macerları da bir hayli ilginçtir. Hele de o kilise maceraları yok mu... Bu gidişle   papazların en büyük düşmanı olacaktır :)

                                                                                        Cimbomdaş Cevdet'ten Onur'a...

 

    Onur deyince aklıma yaptığımız maç tartışmaları geliyor. O Cimbomlu olmasa benim Fenerli olmamın da bir anlamı olmazdı herhalde. Ama güzel olan da bu ya...

     Kendisi; neşesi, esprileri ile sevdiğim biridir. Arada bir nette görüşürüz, dersleri pek sallamasa da iyi bir finansçı olduğunu söyler. En son finans tecrübesi hortumlanan bankalardan birinde olmuştu yanlış hatırlamıyosam :))

     Onur kimi derslerde bizim sormak isteyip de soramadığımız soruları hocalara yöneltir. Böyle bir açıksözlülüğü ve rahatlığı vardır. Bu özelliği ona hayatta inşallah çok şey kazandırır. Başarı yollarında yolunu kaybetmezsin umarım...

                                                                                                                              Emin Açıkgöz

 

            Sevgili Onur Aydın,

            İsmin gibi aydın ve onurlu bir insansın valla! Okulun ilk birkaç ayı seninle pek bir muhataplığımız olmadı aslında. Ama düşündükçe şimdi hatırlıyorum ki bizim Cumhur seni yurttan tanıyordu. Bana dedi ki : “Sizin sınıfta Onur diye uzun boylu, iri ve de yarı, çenesi güzel kıvrımlara sahip bir çocuk var mı?”. Ben de ertesi gün okula gelince ahanda bu çocuk o çocuk dedim. Öyle tanıştık benim bildiğim. Sonra da hep beraber takıldık zaten. Bakırköy’de dil kursuna gittik. Ders çıkışı ver elini Balıkçımız Bayram Abi’ye istavrit yemeye.

            İstanbul’da sinema denilince ilk aklıma sen gelirdin, çünkü ne zaman sinemaya gitsem yanımda sen vardın. Gerçi filmin ortasında durduk yere sesli bir biçimde kahkaha atan birisiyle sinemaya gitmek biraz garip oluyor. (Yeme bozulursun – Artificial Intelligence)

            Galatasaray’ın UEFA Kupası final maçı da seninle geçirdiğimiz unutulmaz anlardan biridir. Seninle geçridik diyorum, çünkü biz senin her pozisyon sonrası “yürü be aslanım” deyip televizyonun önüne atlamandan dolayı maçı pek fazla seyredemedik. Maçın bitişiyle bir sevinç kümesi oluşumuz da halen aklımda. Çünkü altta ben kalmıştım o arbedede.

            Burada bahsedilmesi gereken önemli hususlardan biri de son yıl yapmayı öğrendiğin pilav. Bulgur pilavına lafım yok. Hakikaten güzel bulgur yapıyorsun. Ama pirinç pilavının yapıldıktan sonra bir saat demlendirildiği nerede görülmüş be kardeşim? Ama eline yakışıyor canım mutfak işleri. Genlerinde var tabi, Eşref amcam sana da bulaştırmış.

            Yazılacak çok da şey var ama hangisini yazsam ki. Mesela son sene Taksim’de kursa gidişimiz, Ortaköy gezileri, bizim evdeki kestane partileri, daha neler neler...

            Unutmadan söyleyeyim. Sen tanıdığım en pimpirikli ve titiz insanlardan birisin. Çoğu şeyi beğenmez bir bahane bulursun. “Sürekli mükemmel ararım ben” sözünü bütün sınıf bilir. Bu arada dört yıl boyunca okuduğun Dünya ve Finansal forum gazeteleriyle ekonomi bilgini bayağı geliştirdin. Sınıfı aydınlatan ekonomik yorumlarınla. Derslerde hep belli bir istikrarla gittin. Not delisi olmadın hiçbir zaman. İtiraf edeyim ki bazı derslerden senin sayende geçtim.

            Daha yaşanacak, anlatılacak çok şey olacak aramızda, bundan eminim. Onun için sana veda sözcükleri yerine sadece şunu söylüyorum: Görüşürüz.

 

                                                                       FERHAT UÇAK

 

            Sevgili Onur,

            Dokuz yıl önce Gökçeada’da başlayan arkadaşlığımız üniversite ve yurt hayatıyla beraber hiç bitmeyecek bir dostluğa dönüştü. Sen her zaman üniversite hayatımın ayrılmaz bir parçası oldun.

            Pek çok aktiviteyi beraber yapmaktan hoşlandığım nadir insanlardan birisin. Sinema, tiyatro, panel gibi pekçok kültürel etkinliğe beraber gitmemiz sanırım bizi birbirimize daha da çok yaklaştırdı. Kültürel açıdan kendimizi geliştirmek için çırpındık durduk. Sanırım az da olsa başarılı olmuşuzdur. Ayrıca benim seçtiğim filmeler her zaman daha iyi oluyordu. İskoçyalı hala hatırımdadır.

            Üç yıl boyunca aynı odayı paylaştık seninle AÖS’te. Kimler geldi kimler geçti bu üç yılda. (Adana, Ali, Kadir, Hasan Gül, Mersinli Ahmet...) Bak sonunda yine bir biz kaldık. İyi ki de kaldık. Sabahları banyo için kalkıp bir saat duş aradıktan sonra her zaman en tazyikli banyoları yapmamız. Temiz adamsın vesselam ama biraz kıllı bir adamsın. Bu yüzden sana çok defa kızıp sinirlenmişimdir. Bir gece hiç unutmam beni itmiştin su birikintisinin içine karlı bir İstanbul akşamında.

            Daha anlatılacak, yaşanacak, kızılacak o kadar çok şey olacak ki aramızda. Ama değişmeyen tek şey dostluğumz olacak. Dur bakalım n’olcak.

 

                                                                       ERTAN ARICI

 

 

            Sevgili Onur;

            Bu üniversite yıllığı değil, benim sana yazdıklarım, çünkü biz seninle Gökçeada’nın taşlı topraklı şartlarında tanıştık, hala bir çocuktuk belki de orada, hepimizin belli etkileri oldu üzerimizde bugünlere gelene kadar (mesela sen beni hala taklit ediyorsun :) orda kalmayan orasını bilmez ya, paylaşılanlar da unutulmadı ve senin okuldan ayrılmana rağmen aradaki bağ hiç kopmadı, telefon ve mektuplar, bir de tatillerde sen geldin... Nereden nereye, işte bak üniversitedeyiz ve 4 yılı daha beraber geçirdik, küçücük bir odaya sığdırdık herşeyi, çayımızı yaptık kantine bile çıkmaya gerek duymadık çünkü bir arada çok güzel eğlenebildik, bir de sen biraz erken yatabilseydin!... (sağlığımızı yedin be o ışıkla) Şimdi de evde beraberiz ve herhalde uzun bir süre daha beraber olacağız... Farketmeden paylaştığımız öyle çok şey oldu ki herhalde kolay kolay hiçbir şeyin gücü aramızdaki iletişimi koparmaya yetmez, kötü günlerde veya güzel anlarda her zaman yanında olucam, ben senin de aynısını düşündüğünü biliyorum zaten... Hayal ettiğin en güzel şeylerin gerçeğe dönüşmesi dileğiyle... Benden bu kadar, çünkü daha uzun bir süre beraberiz... SEVGİYLE KAL...

 

                                                                       MURAT AYKOL

 

 

            “ONUR AYDIN”

            Bu iki kelime sınıfımızda bir marka olmuştur artık. Çoğu kimsede olmayan o otoriter ve karizmatik yapısı ile göze çarpar önce. Dimdik omuzları üzerinde süzülen o kendine mal olmuş montu da tamamlar karizmasını. Peki ya o ortalığı inleten gür ve net sesine ne demeli? O tiyatrocu gibi sesiyle konuşmaya başlayınca tüm gözler ve kulaklar ona çevrilir. Ve herkes pür dikkat Onur Aydın’ın konuşmasını dinler.

            Aslında Onur Aydın hakkında anlatılacak o kadar çok şey, paylaştığımız o kadar çok anı var ki... Bu yıllığın çıkmasına sebep olan insanların başında gelmesi ve bize verdiği destekten mi bahsedeyim, yoksa sınıfımızı bütünleştirmeye çalışırken her zaman yanımda oluşundan mı? Ya o eşi bulunmaz esprileri, hocalara korkusuzca her türlü soruyu soruşu. Cim Bom taraftarlığı...

            Onur Aydın gerçekten de benim için artık bir arkadaştan öte, has bir dost olarak kalacaktır. Geriye bakıp da üniversite günlerimi hatırladığımda ilk aklıma geleceklerden biri olacaktır. Sana hoşçakal demiyorum, çünkü biliyorum ki eskisi kadar olmasa da bundan sonra da görüşüp konuşacağız.

            Herşey için teşekkürler...

 

                                                           CEVDET KIZIL (2.yazısı)

 

            Sevgili Onur Paşam’a;

            Yazmak başkalarını yermek ve övmek için değil, kişinin göremediklerini, duyamadıklarını anlatmak için gereklidir.

            Zaman; insanlar için bazen acı bazen de tatlı bir süreçtir. Ayrılığın yaklaştığı şu günlerde, duygu yükünün ağır olduğu bir dönemde zamanın acı dönemini yaşamaktayım. Bunun sonucunda kalemimin ve duygularımın ağır muhalefetiyle karşı karşıyayım.

            Dile kolay üç yıl nasıl geçti anlamadım. Yatay geçişle aranıza katıldığımda ilk günden; derslere aktif olarak katılman, rahat tavırların, karizmatik yapın, alçak gönüllülüğün, dost canlısı olman ve en önemlisi, beni derinden etkiledin.

            Her ne kadar seni üç yıldır tanısam da seninle dotluğumuz son sene gelişti ve doruk noktasına ulaştı. Bu dostluğun oluşmasının en büyük faktörü paylaşımdır. Seninle sevdalarımı paylaştım. Kardeşliğimizi, dostluğumuzu, türküleri ve en önemlisi insanlığımızı paylaştık.

            Burada beraber paylaştığımız anıların hangisini anlatayım ki. Bırakalım bunlar yüreğimizin en güzel yerinde saklı kalsın.

            Son olarak bu yazı ne kadar da bir ayrılık yazısı olsa da sen benim kalbimde yaşatacağım ender insanlardansın.

 

                                                           Dostun ERDOĞAN (2.yazısı)

 

 

            Onur’a;

            Üniversite yıllarım boyunca tekrarlanan olaylardan biri de derste yaşadıklarımdı. Ben dersleri dikkatle dinlerken kafama sorular takılırdı. Ve ben daha söz alamadan, arkalardan kalın, güçlü, kendinden emin bir ses aynı soruyu soruverdi ve ben hep gülümseyerek hocaya dönerdim. O kişi de Onur’du. Sesini destekleyen görünüşüyle Onur, yani sportif ve rivayete göre iyi bir basketbol oyuncusuymuş. Hiç izleyemedim. Ama bildiğim disiplinli, çalışkan ve güleryüzlü tavırlarıyla Onur hayat boyu mutlu ve başarılı olacak.

            Herşey gönlünce olsun.

 

                                                           ASLI DAĞISTAN

 

 

            Sevgili Onur;

            Sen benim bu okula girdiğimde ilk tanıştığım dürüst ve gerçekten de iyi niyetli insanalrdan birisin. Seninle birçok ortak noktamız var. Bunlardan en önmelisi de ikimizin de Galatasaraylı oluşumuzdur. Okulda derslerden önce yaptığımız maç muhabbetlerini hiçbir zaman unutamam. Ayrıca seninle birlikte yemekhaneye gidişimiz, kampüste turlayışımız benim için güzel birer anı olarak kalacak. Sınavlardan önce seni arayışım ve beni rahatlatman, birbirimizden not alışverişimiz her zaman aklımda olacak.

            Umarım arkadaşlığımız ömür boyu sürer.

 

                                                           MERT BÜYÜKUYGUR

 

 

            Onur Aydın’a;

            Onur sınıfımızda herkes tarafından sevilen bir arkadaşımızdır. Onur derslerde herkesin diline tercüman olur, hocalara hiç çekinmeden sorular sorar, bazen hocaları bile alt eden, medeni cesareti, samimiyeti ile çok özel biridir. Finallerin adamıdır. Çok az bütünlemelerde görülür.

            Son olarak seni çok özleyeceğim. Umarım arkadaşlığımız ömür boyu sürer.

 

                                                           EMİN AÇIKGÖZ (2.yazısı)

 

 

            Sevgili Onur;

            Türkiye’nin en soğuk memleketidir Erzurum. Senin de dolayısıyla bir dadaş olarak soğuktan çok etkilenmemen lazım. Ama Onur kardeş, sen bizim eve gelince hemen üşürdün be birader. Sana dedim o kadar bize gelirken pekmezi balı bol yiyecen, altına sıkı giyinecen diye.

            Dört sene çok çabuk geçti. Çok şeyler yaşadık bu dört senede. Sınav öncesi verdiğin taktikler, derslerdeki rahatlığın her zaman aklımda, senin aklımda olacağın gibi her zaman.

            Sevgilerle...

 

                                                           ÖMER TÜRKMEN

 

 

            Onur Aydın’a;

            Hep sınıftaydın, hiç derslerden kopmadın. Sınavlara hazırlanırken bulabildiğin bütün notları topladın. En çok da Galatasaralıydın. Nerede takımın adı geçse hemen ordaydın. Şöyle bir düşününce senin hakkında aklıma ilk bunlar geldi. Ama seni asla unutmayacak bir şeyi, mükemmelliği, bize kazandırdığın için sana ne kadar teşekkür etsek azdır.

            Hayatta başarı ve mutluluk dileklerimle...

 

                                                           LEVENT SAYLAĞ