ONUR DEMİRCİOĞLU

 

    Onur, bizim sınıfta Bilgisayarcı Hakan'ın kan kardeşi gibidir. Kendisini genellikle Hakan ile birlikte görürsünüz. Birlikte her yere (çilingirci dahil :) giderler. Bunların dışında Onur, yardımsever bir arkadaştır. Notu olmayanlara kendi notunu fotokopi çektirsinler diye verir. Ama notlarını geri almakta bazen çok zorlanır :) Hocalara sınıfta değil de internet ortamında soru sormayı daha çok tercih eder :) Yakışıklı bir arkadaşımız olarak çoğu kızın gönlünü fethetmiştir :) Tüm bunların dışında Onur, pazarlama araştırması dersinde ise bir başkadır. Bir gün var ki o günü hala unutamıyorum... Pazarlama Araştırması dersinde ders dinliyorum... Bi an sıkıldım ve etrafa bakim dedim, dikkatimi Onur çekti. Pazarlama Araştırması'nda köşede oturmuş, başında şapkası direkt hemen solundaki duvara bakıyo ve derin derin düşünüyo, dersle ilişkisi tamamen kesilmiş! :) Biliyorum ki o şimdi başka bi boyutta kimbilir ne maceralar yaşıyo :) Bunca yıllık öğrencilik hayatımda çok yerde bulundum ama kendisini dersten bu denli soyutlamayı başarabilmiş birine daha hiç rastlamamıştım. Digital Camera yanımda olsa çeker sitede yayınlardım :) Konsantrasyon ustası Aristo bile bence bunu görse ayakta alkışlardı :) Son olarak mail bombardımanına tutarak gönderdiğin karikatürler, ilginç yazılar ve fotolar için de teşekkürler...

                                                                Cevdet'ten Onur'a
 

   Kaç kişiyi tanıdım ben


   Kaç kişiyi hatırlayacağım


   Peki kaç kişiyi yokluğunda özleyeceğim


   Arkadaşım özlemini duyacak kadar çabuk ısındığım seni bir yerlerden tanıyorum demiştim ilk gördüğümde. Bilmeden paylaştığımız ortak bir lisemiz, ortak bir semtimiz varmış oysa.
   Ilk başlarda kıpır kıpır yerinde duramayan, tam bir hiperaktiftin gözümde. Paylaşımlarımız arttıkça (birlikte saatlerce kartopu oynamamız, mehter marşı dinlememiz ve daha bir sürü ortak paylaşımlar) sende olan hüzünü ve duygusallığı da keşfettim.
   Ummadık anlarda karşıma çıkıyordun bazen. 70-f otobüslerinde bana gülümseyen yakışıklı bir genç :)) bazen de ansızın saçımı çeken muzip bir çocuk oluyordun. Belki de çocuksu bir yönün olduğu için sevdim seni.
    Ummadık anlarda ve mekanlarda karşıma çıkman dileğiyle...

                                                                                                  Fatma Semiz

 

    Başımın tatlı belası, kitap kurdum, inatçı keçim benim. Sen mantıklı, ben duygusal; sen kapalı bir kutu, ben açık bir çiçek. Biz, biz ayrılamayan ikili... Bak bitiyor okul hayatımız... Ateşli tartışmalarımız, içten sarılışlarımız, bitmek bilmeyen kahkahalarımız. Yoksa artık olmayacak mısın yanımda? Biliyorum ki canım tatlı istese, dertleşecek birine ihtiyacım olsa, sıcacık bir kucak arasam bitivereceksin dibimde... Biliyorum ki vazgeçmeyeceksin “Ben sana demiştim” demekten. Hep haklı mı çıkacaksın be şekercim. Gelecek ne gösterir bilmem. Zaten maskeli bir balodaymış gibi yaşamıyor muyuz şu dünyada! Hep şimdi olduğun gibi maskesiz ol tamam mı şekercim? Hep böyle dürüst, hep böyle güvenilir ol. Ve hep yanımda ol...

        Yeşil Gözlü Kumral Çingenen (SİNEM TURGUT)

 

    Dostluk kelimesi klişedir. Arkadaşlık da. İnsanlık, sevgi, saygı, anlaşma... bunların hepsi de klişe kelimeler. Gerçek kelimeler daha harflere dökülmeyenlerdir.  Dökülemeyenlerdir. Ben gene de sana alışagelmiş şekliyle hitap ediyorum: Dostum!

    Beraber aşık olduk, beraber kumsalda gitar çaldık güpe gündüz, yediğimiz midye tavalarla zehirlendik beraber, her şehirde bilardoyu beraber oynadık. Saçları beraber döktük: Umarım göbekleri de beraber büyütürüz.

    Beyoğlu’nda bir gece kahvesinde kurulan hayallerdi otobüse geç kalmaya neden olan. Sayısal loto sana çıkardı, arabayı ben kullanırdım. Arabanın arkasındaki iki kızı bile beraber resmetmiştik: Bunlar kesinlikle olacak.

    Bu yıllığı şu an okuyan her kimsen burayı dikkatlice oku. Bu yazı herhangi bir kimseye yazılmış herhangi bir yıllık yazısı değildir. Dört sene boyunca okul hayatından çok gecesini-gündüzünü-tatilini-bayramını beraber geçirmiş, dünyayı beraber keşfetmiş-öğrenmiş-pişmiş iki insanın hayatının birinci perdesidir. Çok perdeli bir oyunu yarım bırakmak ne oyunculara yakışır, ne de seyirciler memnun kalır.

Ve bu senin en sevdiğin şiirdi:

Sanma ki gerçektir,

Birden ve samimice söylenen sözler,

Aşk sözleri, gelecek vaadleri...

Bir gün öyle bir değişir ki

Tanıyamazsın duyunca. (9.05.2002)

                                                        MEHMET HAKAN SATMAN

 

    Onur’cuğum,

    Kulaklarımda harika bir melodi var yazmaya başlarken, İspanyolca... Tek kelime bile anlamıyorum. Bugün sana neler yazacağımı  düşünürken ağlayacağımı hissetmiştim. Ve işte ağlıyorum beni esir alırken melodi –ama seni düşünerek-... Nasıl anlaşıyoruz ki biz, bilemiyorum; sen kapalı kutu bense hep seni anlamaya nafile çalışan bir soru yağmuru... Susup susup insanlardan bekliyorsun seni anlamalarını, oysa bu kadar yıllık arkadaşınım hala aklından neler geçtiğini çoğu zaman ben bile anlayamıyorum. Kaç kere söylemem gerektiğini bilmiyorum ama bir kere de buraya yazıyorum; en azından bunu bana yapma. Susturma içindeki sesi! Söyle bana aklındakini; her zaman her koşulda kuralsızca, sınırsızca seni dinleyebilirim. Ağlayacağımı veya uyuşacağımızı garanti edemem ama inan bana denerim. Ben beceremesem de bir yerlerde seni anlamayı becerebilecek birileri yaşıyordur, bundan eminim.

    Sen de iflah olmaz bir ‘acı sever’sin ama bilirsin zamanla yitirir acılar yüreğindeki baskılarını. Bir yandan da kaybettirirler zamanı ve hayatının yanından usulca geçip giden fırsatları, sadece burukluklar ve doldurulması becerilemeyen boşluklar kalır geriye.. o yüzden gel sen beni dinle ve dinlendir yüreğini. Sonra da değiştirmeye başla hayatındaki, seni yıpratan ve eksilten şeyleri... En azından sen de benim gibi dene! Ben biraz başardım, eminim sen de başarırsın...

    Belki yollar belki de yıllar girecek aramıza, kimse bilemez; ama bilirsin ki zamanı ve  değişimi tutmak, yerinde saydırmak mümkün değil. Yine de ben kendi adıma uzaklıkları engellemeye çalışacağım. Sen beni ihtiyacım olduğunda nasıl sımsıkı kucakladıysan bende daima elimden geldiğince seni kucaklamaya ve de olabilirse yüklerini seninle birlikte sırtlamaya, olmazsa da en azından paylaşmaya çalışacağım. Çünkü sen sevgimi hak edenlerdensin; yalansız, samimi, güvenilir, içten, sımsıkı sarılan...

    Bu kadarını yazıncaya kadar henüz üç kere ağladım, boğazıma gelen hıçkırıklar hariç tabii... Yazının sonuna Allah kerim! Yani değerinizi bilin  Onur efendi... Daha sayfalarca yazabilirim sana dair ama artık yazının ana fikrini belirtip bir sonuca bağlamak gerekiyor ve işte tema; sevgimi daima hissedeceksin çünkü her zaman bir yerlerden seni sevmeye devam edeceğim, buluşamasak da... Ve artık yüzünde dalga dalga kara gölgeler görmek istemiyorum, her zaman kahkahalar dolusu gülmen dileğiyle! Sevgiler... (10 Mayıs 2002, Saat 01:10-03:35)

            BEYO34

 

    Onur Demircioğlu... Sohbetini sevdiğim, sempatik arkadaşım... Farklılıkları bünyesinde toplayan biri... Bazen durgun ama çoğu zaman çoşan taşan, bazen sessiz bazen de lafı kimseye bırakmayan, dikkatsizmiş gibi  durup aslında iyi bir gözlemci olan... Komplo teorilerinden, dizi kritiklerine, müzikten spora istediğiniz her alanda konuşabileceğiniz şeker bir kişi.

    En dikkatimi çeken yönü hep ideali aramasıydı ve arıyor da... Düşünüp yorum yapıp ciddi dururken gösterdiği fotoğrafların hikayelerini gülerek anlatarak sizi şaşkınlığa uğratan deli dolu çocuk... Üniversite sonrası, istediklerinin hep gerçekleşmesi dileğiyle...

            ASLI DAĞISTAN

 

    Sen hep farklı mıydın, yoksa ben mi öyle hissettim, bilemiyorum. Bildiğim senin başka bir dünyan vardı, belki de görmek istediğin gibiydi her şey. Uzak yerlerdi yaşamak, başka sözlerdi duymak, bambaşka şeylerdi görmek istediğin. Hep tanımak, anlamak istedim seni. Gözlerin, gözlerin arkadaşım gizleyemedi içindeki hüznü ve duygusallığı. Her şey bu kadar gizemli değildi elbet. Kıpır kıpır yerinde duramayışın, uçarılığın gün gibi aşikardı. Önemli olan seni harekete geçirecek bir nesne veya sıcak bir arkadaş elinin varlığı belki de.

    Kaç kişiyi tanıdım, kaç kişiyi hatırlayacağım ve en önemlisi kaç kişinin yokluğunda özlemini duyacağım bilemiyorum ama, yokluğunda özlemini duyduğum biri oluvermiştin sen. Neydi seni yakın hissettiren... Bilmeden paylaştığımız ortak lisemiz, semtimiz miydi yoksa! Hayır duymak için yakınlığı yeterli değildi bunlar. Düşün dükçe buldum aslında nedenleri... ‘Saatlerce karlar içinde çocuklar gibi birlikte oynadığım ilk kişiydin sen’,

    Yirmi yıl sonraya açılmak üzere yazılacak mektup fikrine evet diyen de. ‘Kime söylesem uzak duruyorlardı bu fikre. Oysa yeni heyecanlar, umutlar yaratmalıydı insan, çılgınlıklar yapabilmeliydi var olduğu sürece.’

‘Doğum günümü ilk kutlayan, gelmediğim zamanlarda yokluğumu farkedendin.’

‘Bazen 70-F otobüslerinde bana gülümseyen yakışıklı genç, bazen de saçımı çeken muzip çocuk oluverdin’.

İşte arkadaşım benim nedenlerim, seni yakın hissetmemi sağlayan belki de özlemini  duyduran!

Bulmuşken birçok şeyi paylaşabileceğim dostu, bırakmak istemem inan.

Şimdilik hoşçakal diyor, her şeyin gönlünce olmasını diliyorum...

        FATMA SEMİZ (2.yazısı)

 

    Onur’a

    Okula başladıktan sonra zamanlar yeni arkadaşlıklar edinirken seninle de tanıştık okula hep erken geldiğimiz dönemlerde. Hakan, sen ve ben pek çok garip konularda beynimizi zorlayacak şekilde sohbetler eder, tartışırdık. Çok farklı kişiliğini de bu zamanlarda keşfetmiş oldum. Pratik zekan, değişik düşüncelerin ve ilgi duyduğun konular seni hep farklı kıldı. Belki bu yönlerinle fazla kişilerle anlaşamasan da büyük arkadaşlık yaptığın kişilerle olan samimiyetin herkesi kıskandıracak cinstendi. Eminim ki bu kişiliğinle hayatta da başarılı olacaksın. Her şey için sonsuz teşekkürler. Görüşmek üzere...

        LEVENT SAYLAĞ

 

    MONUR’a;

    Kalıplara sığmayan fantastik bir adamsın sen! Sana ne desem ne söylesem az! Hani okulun ilk gününden beri tanışıyoruz konuşuyoruz da, seni gerçekten tanımıyor muyuz yoksa bir yorum yapamıyorum. Bizim gibi zıpırlarla uğraşmak zor olsa da sen bize tahammül edebildin. Gerçi bazen seni cezalandırmak zorunda kaldık bazen de tatlı şakalarla geçiştirdik fakat  bu güzel günler şimdi bize birer hatıra olarak kaldı. Umarım arkadaşlığımız bundan sonra sürer. En iyi dileklerimle.

        ONUR AKTAŞ

 

    Her zaman şaşırtıcı bir yanı mevcuttur. Sizi gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kucaklar. Onu gördüğünüzde çok sevinirsiniz. Yüreğinde aynı zamanda çocuk ruhunu da korur. Bunu  dışına da yansıtır ve bazen zaptedilmesi zor bir çocuktur. Ayrıca zekasıyla farklı bir insandır. Sizi düşündüğünüz bir konuda tereddüte düşürebilir. Kısa saçın çok yakışmış. Hayat seni hep güleryüzüyle karşılasın.

        SEZİN TÜRKMEN

 

    Bazı arkadaşlar vardır ki çok fazla şey paylaşılmamasına rağmen hiçbir zaman unutulmayacak olan... İşte bizim arkadaşlığımızı en iyi tanımlayan sözler bunlar belki de.

    Onur sakin görünüşlü ama bir o kadar da canlı ve esprili bir insandır. Beni her zaman güldürmeyi başarmıştır (bazen iğrenç espriler yapsa da beni yine de güldürürdü).

    Her zaman için sıcak dostluğunu hatırlayacağım, hep mutlu olman, hayallerini gerçekleştirebilmen dileğiyle.

        GÜLDEN DEMİREZEN