SİNEM TURGUT

 

      Sinem aslında benim, bizim sınıfta Behlül'den de önce, hatta çok daha önce tanışmış olduğum ilk arkadaşımdır. Yıllar önce, benim peder vasıtasıyla daha çok küçük bir çocukken nadir de olsa uğrardım üniversiteye ve ne zaman uğrasam bizim Sinem ordaydı :) O da annesinden dolayı :) O gün bugündür Sinem hala üniversitede, üniversitede büyüdü kız :) Sinem inanın bana o zamanlar da aynıydı... Şimdiki gibi hareketli, canlı, neşeli, cin gibi ve güzel bi kızdı... Taa o zamanlar çocukken bahçede oynadığımız günleri dün gibi hatırlıyorum :)      

      Herneyse, aradan yıllar geçti ve üniversite sıralarında da yollarımız kesişti Sinem'le... Bizim sınıftaki ilk günlerimde daha hiç kimseyi tanımazken ve hiç arkadaşım yokken Sinem'in gösterdiği ilgi ve yardımları ise hala unutamam. Kendisi gerçekten çok iyi bir kızdır, kimseden selamı esirgemez ve muhabbeti de sıkıdır.

      Bunların haricinde Sinem'i sınıfta en çok kendisi gibi hareketli ve neşeli olan en yakın arkadaşı Gülhan'la birlikte görürsünüz. Artık aynı anda "merhaba arkadaşlar!" demelerine alışmışızdır :) Özellikle de bayram-tatil dönüşleri herkesle hasret gidermeyi ihmal etmezler:) Sinem aynı zamanda kantini de çok seven bir arkadaşımızdır. Kendisini sık sık elinde hambugerler ve kolalarla görebilirsiniz :) Sinem'in dersleri de gerçekten iyidir, kendisi takdire değer seviyede çalışkan bir arkadaşımızdır. Hocalar da bu yönünü takdir eder, özellikle de İsmet Hoca :) "Zehir gibi kız, çok akıllı" der. Sinem tabi çalışkan bir arkadaşımız olduğu için çoğu çalışkan arkadaşımız gibi en ön sırada oturur. En ön sıradaki hayatının büyük kısmı dersi dikkatli bir şekilde dinlemek, not tutmak ve hocalara sorular sormak ile geçer. Geri kalan kısmında da Hakan'la muhabbet eder :) Bu arada Sinem bazen ilginç görevleri de üstlenir. Örneğin Hülya Hoca kendisini bir hesap makinesi olarak kullanırken, geri kalan hocalar da fotokopici anonsları için kullanır :)  

      Sinem'in bu güzel özellikleri annesinden geçmiş olsa gerek... Nitekim annesi de  kendisi gibi çok çalışkan, çok iyi ve çok kibar bir insandır. Yalnız Sinem de annesi kadar iyi kahve yapabilir mi... İşte bunu bilemiycem :) Bu arada Sinem minik bir kızken nasıl bişeydi diye merak edenler de küçük kız kardeşi Gizem'e bakabilir :) Aynı Sinem'in küçüklüğü :) Onun gibi sıcak kanlı, neşeli, tatlı ve hareketli - büyümüş de küçülmüşcesine de zeki maşallah :) Hele bir kere annesi meşgulken telefona cevap verişi ve annesini taklit edişi yok mu... Hala hatırladıkça gülerim - İşte o an dedim: "Bu kız Sinem'den başka kimin kardeşi olabilir?" :)

      Sinem, sana okul kapanmadan önce de şimdiden söz veriyorum... İstediğin gibi fotomontajını yapıcam :) Madem bu kadar ısrar ettin, benden günah gitti :) Son olarak "Güzel kızlar aptal olur" teorisini çürüterek zeka ve güzelliği birleştiren bu arkadaşıma gelecekteki hayatında bol mutluluk ve başarılar dileyerek yazımı noktalıyorum.

                                                                                                     Cevdet Kızıl

 

            Tanışmamız, okul hayatımın millattan sonrası olan sıcak bakışlım, gözlerindeki ışıkta hüzün bulmaktan korktuğum, kırılacaksın diye üzerine titrediğim, sarı şekerim, mutluluklar çarpımım, hüzünler bölümüm, narin güzelim, biricik dostum, sinoşum seni nasıl anlatmalı?

            Keşke gittiğimiz yerlerin dili olsa da anlatsalar senin yanındaki mutluluğumu, huzurluluğumu ve bilsinler anlamlarını ve güzelliklerini, senden aldıklarını. Ve bu yerler bize borçlu krizi atlatmalarında, biz ve babamın faturaları olmasa nasıl kurtulurlardı dersin krizden...

            Dersleri kırma konsunda daima uzlaşma içinde olup Dilek’in konuk listesinde ilk sıralarda yer alırdık hep. Tatlı ve tavuğu (asla yemem abicim) yemeyi bana sen alıştırdın. Ve artık daha bir sade seçiyorum kıyafetlerimi. Ama sana bir türlü giydiremedim bol pantolonu, ona yanarım...

            Sevincimi ilk paylaştığım, mutsuzluğumda başımı yasladığım ilk kucak oldun, güven oldun, sıcaklık oldun, sevgi oldun. Beni hep dinledin, hatalarımı gösterdin, hep yanımda oldun. Öğrendiğim ve  o kadar çok şey oldun ki en önemlisi bu okulda ve hayatımda başıma gelen en güzel şey oldun... Seni çok ama çok seviyorum. Hep benimle kal tamam mı şeker kız? Ve beni oksijensiz, yani sensiz bırakma...

            Dalgalar kendisini bekleyen sahile kavuştuğu sürece, gümüş renkli kuşlar gökyüzünde kanat çırptığı sürece... Bu bir yemindir ki... Bana verdiğin dostluğun anısına bir yaşam boyu sadık kalacağım...

 

                                                                                               GÜLHAN IŞIK

 

           

Hep seni sevdim... Seni, okula her hafta saçında sarının farklı bir tonuyla geldiğinde sevdim, bir hafta açık bir hafta onu beğenmeyip daha koyu bir ton gelip de : “Saçlarım nasıl olmuş, beğendiniz mi?” demeni sevdim. Benim için hep sarışındın, saçının boyası akar giderdi yağmurda.

Hep seni sevdim... Karnın her acıktığında ardından “Hadi tavuk yiyelim bir yerlerde” demeni sevdim. Senin her acıkışında aklıma tavuk gelmesini sevdim (Bazen bundan sıkıldım ama hep sevdim galiba). Ya da “Canım tatlı çekti” demelerini sevdim. Pastalarden Dilek, tatlılarda en sütsüzü, oysa masanın en tatlısı hep sendin.

Hep seni sevdim... Aldığın kitapların hiçbirini okumadan bana geri vermeyi başarmanı sevdim. Ve ben (hala) inatla sana yeni kitaplar vermeye devam ettim. Sen de okumamaktan vazgeçmedin. Vazgeçmemeni sevdim.

Hep seni sevdim... Omuzunda ağlamama izin vermeni sevdim. Hatırlamak istediğim ağlama sahnelerinde yer alacak hep.

Hep seni sevdim... Dostun olmama izin verdiğin için sevdim.

Hep seni sevdim... Seni, en çok da YEŞİL GÖZLÜ ÇİNGENEM olduğun için sevdim.

           

                                                           ONUR DEMİRCİOĞLU

 

Sinem: Hadi Dilek’e gidelim mi?

Hakan: ?

Sinem: Hakan bugün benim doğumgünüm,

Hakan: ?

Sinem : Pazarlamadan yine kalmışsın

Hakan: ?

Yukarıdaki diyalogları düşünürken çok eğlendim. Bu ve bunun gibi sözler defalarca tekrarlandı ve belki de hemen hemen hepsinde Sinem, gülmekten yere yattı. Sinem, çok kolay bir şekilde hayata küsmüş bir insana kendisinin tekrardan değerli hissetmesini sağalayacak enerji ve sevgiyi sunabilecek bir insan. Onun ağzından çıkan birkaç sevgi dolu söz sizleri oldukça rahatlatabilir. Uzlaşmacı konuşma alışkanluığı sayesinde bir anda ortalığı yatıştırabilir. Sana beğendiğim bir şiirimle küçük bir veda. Kendine çok iyi bak şirinem...

 

“Bugün sevenlerin olmuş, eller buluşmuş

Birkaç saatlik ayrılık üzmüyor onları, el sallıyorlar

Halbuki benim ayrılığım hiç saat kadar küçük değildi

Ve hiçbirini... böylesine mutlu yolcu etmedim.”

 

                        Gözlüklü şirinin (MEHMET HAKAN SATMAN)

 

 

Seni tatlı cadı seni : )

Ne kadar zor bir iş bu; birkça cümleyle güzel anılara imza attığın, sevdiğin bir arkadaşını anlatmak...

Hangi birinden bahsetsem: nargile sefalarımızı mı, yoksa Çanakkale maceralarımızı mı...  Güzel bir tanışma ile başlayan arkadaşlığımız paylaştıkça büyüdü ve bitmeyecek bir dostluğa dönüştü! Dört sene önce Beyazıt limanından kalkan işletme gemisi son durağına varmak üzere... Yolculuk bitiyor canım arkadaşım; varsın bitsin...

Bizim dostluğumuz her biten yolculuğa yeni bir yolculuk ekleyecek kadar güzel ve derin... Her gününün senin kadar güzel olması dileğiyle...

p.s.: Bir daha doğum günümü unutursan, seni asla affetmem :

 

                                   FARUK PAZARLI

 

 

İlk aramıza katıldığında, herkesin ortasında sınıfa sitem ederek yaptığın o çıkışı ve sert konuşmanı hatırlıyorum da çatıık belaya diye düşünmüştüm! Sonra annenin bölüm sekreteri olduğunu da öğrenince gördüm ki hakikaten belaya çatmışız.! Hani bileğine kuvvet derler ya, Sinemciğim senin de çenene kuvvet... Aynı anda kaç kişiyle konuşabildiğini (tabi cep telefonu hariç) şahsen şimdiye kadar sayamadım. Son iki yılım, sıraya benden sonra gelirsen sıranın ortasına geçmen için müsaade etmeyeceğimi anlatmakla geçti, fakat galiba başarılı olamadım. Bu sempatik hareketlerin ve hiç durmadan gülen yüzünle sempati güzeli olmaya adaysın. Umarım hayatın boyunca neşen hiç eksik olmaz ve güler yüzün solmaz. Görüşmek üzere...

 

                                   ONUR AKTAŞ

 

Bizim okula ortakmışsın da haberimiz yokmuş. Neyse mezuniyetle ilgili sorunumuz olursa yardımcı olursun artık... Senin için ayrı bir yerim olduğuna inanıyorum, daha önce herhangi birinin ismini yüz defa yazdığımı zannetmiyorum. Bütün bunların haricinde çok tatlı ve samimi bir insansın. Şampiyonlar liginde başarılar dilerim...

 

İkinci sınıfın başlarında sınıfa her geldiğimde, tek başına oturup yabancılık çeken bir kız vardı. Bir gün gittim tanıştım. Arkadaşlarımla tanıştırdım ki fazla yabancılık çekmesin. Ama nereden bilirdim ki bu cici kızın daha üç aylıktan beri bu üniversitede olduğunu. Bir gün rektörlükte gördüm yine hiç çaktırmadı köfteyi, meğerse bizim bölüm sekreterinin kızıymış, torpille! Girmiş üniversiteye, bunu kimse anlamasın diye kimliğini saklıyor, ama sonunda deşifre oldu. Şimdi okul bitiyor ya bizimki tutturdu Dekan olucam diye. Bilmem ki bu kızın sonu ne olacak... Ama iyi ki varsın Sinem, sen de olmasan şu yıllık yazılarının hepsi ciddi olacaktı. Ben kimi bu kadar kızdırıcak yazı yazabilirdim ki? Bizimle geçirdiğin zamanlar için sana minnettarız, mutluluk ve başarı dileklerimle...

 

                                   LEVENT SAYLAĞ

 

Güler yüzünle, sempatik tavırlarınla ve hanımefendiliğinle sevdirdin kendini bize. İnsanın morali bozukken yada birşeyler paylaşmak istediğinde yanına gidebileceği biriydin. Çünkü sen dünyanı karşındaki insana rahatlıkla açabileceğin gibi dinleyebiliyor ve hafifletebiliyordun da acıları içten gülüşünle, boşver gitsin deyişinle... Hep kendime benzetmişimdir seni, sürekli zigzaglar çizdiğin hayatın, sorunlar atlatman ve dimdik ayakta kalmanla. Sen çok güçlü bir insansın, umarım hep böyle kalırsın. Mutlu bir yaşam seninle olsun... Sevgilerle...

 

                                                                                                       SEVİL

 

Fıstık, dört yıldır her yerde kaşıma çıkıyorsun haberin olsun. Senin yüzünden bölüm değiştirdim yine kurtulamadım, oraya da geldin. Şaka bir yana pek görüşemesek de aramızdaki samimiyet hep aynı. Bu da senin sürekli gülen yüzünden ve karşındaki kişiye verdiğin pozitif elektrikten kaynaklanıyor olsa gerek... Gelecek yıllarda da okuldaki gibi başarılı ve mutlu ol, beni de sakın unutma (cadı!)

 

                                                                                                       GÜLCAN

 

 

Sana bu yazıyı yazarken çok üzgün olduğumu söyleyebilirim. Çünkü insanları tanımanın, sadece adını soyadını bilmek yada günlük basit kelimlerle konuşmakla olmadığını sende anladım. Evet, seni yani gerçek manada seni bir aydır tanıyorum. Yıllığın çıkmasında göstermiş olduğun dostluğu, paylaşımcılığı, fedakarlığı ben ve Cevdet’ten esirgemeden, bütün yüreğinle bize destek oldun. Teşekkürler... Samimiyet ve dostluğunun sonsuza kadar devam etmesi dileğiyle...

 

                                                            ERDOĞAN

 

 

Sinem’le aynı sınıfta olmamıza rağmen tanışmamız okul ortamında değil, stajda oldu. Böylelikle birbirimizi tanıma fırsatı bulduk. Bize verilen işleri yaparken, o tür bir ciddi ortamda bile gülme krizlerine girmemiz, günlük yapılan toplantılar için onlarca gazeteyi her sabah okumamız, ortama dair yaptığımız küçük dedikodular çok güzeldi. Üniversiteen mezun olurken sana hayatta başarılar diliyorum.

 

                                                                                                BURCU ARDANIÇ